|
NEFS TEZKİYESİ
Konumuz: Kurândan kopan kavramlardan biri olan nefs
tezkiyesi. Allahû Tealâ Kurânı Kerimde nefs tezkiyesi diye bir
olaydan bahsediyor. Ama bugünün dîn adamları nefs tezkiyesiyle bir
ilişki içersinde değiller, ilişkilerini tamamen kaybetmişler. Oysaki bu,
üzerimize farz olan bir husustur.
Allahû Tealâya teslim olmanın vazgeçilmez bir safhası
nefs tezkiyesidir ve daha ötede nefs tasfiyesidir. Bir insan nefsi ile
birlikte doğar ve o kişiye doğduğu zaman ruh üfürülür. Ruh insana hayat
vermez. Hayatı Allah verir ve sadece Allah alır. 28 basamaklık İslâm
merdiveninde nefs tezkiyesi 14. basamaktan 21. basamağa kadar bir alanı
kaplar. Nefs tezkiyesi, nefsimizin kalbine Allahın nurlarını yarıdan
daha fazla yerleştirebilmenin adıdır.
Bütün insanlar bir neftsen, bir ruhtan, bir de fizik
vücuttan oluşurlar. Nefsimiz %100 afetlerle doludur. Öfke, kin,
kıskançlık, haset, isyan, düşmanlık, iptilâlar, cimrilik, cehalet hep
nefsimizin afetlerinin muhtevasıdır. Ruhumuzsa %100 hasletlerle doludur.
Cimriliğe karşılık cömertlik oradadır, düşmanlığa karşılık dostluk
oradadır, nefrete karşı sevgi oradadır. Nefsimizin bütün afetlerinin
pozitif karşılığı ruhumuzda mevcuttur. Ruhumuz %100 bu hasletlerle
doludur ve hasletler nurlarla temsil olunurlar. Nefsimizin kalbi ise
%100 afetlerle doludur. Afetler karanlıklarla tefsir olunurlar.
Kapkaranlık bir nefs kalbiyle hayata başlarız.
Vücudumuzun kumandanı akıldır. Nefsimiz de akıldan
talepte bulunur, ruhumuz da akıldan talepte bulunur. Akıl hangisinin
talebini kabul ederse o talep devreye girer, onu gerçekleştirir.
İnsanların akıllarıyla hareket etmeleri, Allahın eşyanın tabiatına
koyduğu kanunlar gereği, uygun olan bir durumdur. Vücudun kumandanı
akıldır. Akıl hangi âlemde şuur kazandıysa, o âlemin standartlarına göre
şekillenir. Eğer Allahın emirlerinin yerine getirilmediği, yasak edilen
fiillerin de işlenmesinin mübah olduğu bir ortam söz konusuysa, aklın
fizik vücuttaki taleplerden nefsin talebine yeşil ışık yakacağı
tabiîdir.
Bizim ülkemiz gibi bir ülkede Allahın emirleri
yasaklanmakta, yasak edilen fiillerin de hepsi serbest bulunmaktadır.
Böyle bir statüde akıl mutlaka şerri emredecektir. Allahû Tealâ
buyuruyor ki:
95/TİN-4:
Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm(takvîmin).
Biz, insanı (insanın nefsini) en
güzele (ahsene) ulaşabilecek bir takvim içinde yarattık.
Biz nefsi ahseni takvim içinde yarattık. Yani afetlerle
donanımlı olarak yarattık ama belli bir zaman parçasında, bir takvim
içinde ahsene ulaşabilecek olan özellikle, Allaha ulaşabilecek, Allaha
teslim olabilecek olan bir özellikte yarattık.
Ahsen olmak, bir kişinin nefsinin bütün afetlerini yok
ettikten sonra 19 kademe o kişinin aklanmasıdır. Nefsteki bütün afetler
yok olduktan sonra yani o kişi nefs tezkiyesini gerçekleştirdikten
sonra, o kalbin 19 mertebe müzeyyen olması sonucunda ulaşılan yer, ahsen
olmakla adlandırılır.
Ahsenül Hüsna, ahsenlerin en güzeli, ahsenlerin ahseni
19 kademe o kişinin nefsinin kalbinin müzeyyen olmasıdır. Bir insan
daimî zikre ulaştığı zaman ahsen olur. Nefsinin kalbindeki bütün
afetleri yok olan yerine ruhun hasletlerine paralel olan faziletler (%98
fazilet, %2 rahmet) yerleşmiş olan kişi ahsen olmuştur. Bu, nefsin ahsen
oluşudur. Ama Ahsenül Hüsna olmak, bihakkın takvaya ulaşmak; nefsin
kalbini nefsteki bütün afetler yok olduktan sonra 19 kademe müzeyyen
kılıp, Allahın irşad makamına tayiniyle gerekleşen bir husustur.
Öyleyse tezkiye, yolun yarısını ifade eder.
Nefsimizin kalbinin %51 nura büründüğü yer neresiyse
orası tezkiyedir. Orada ne olur? Ruh Allaha olan yolculuğunu tamamlar.
Nefs tezkiyesi herkes için Allahın garantisinde olan bir işlemdir ve
Allahı zikretmek suretiyle tahakkuk eder. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
73/MUZEMMİL-8:
Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Rabbinin (Allah'ın) ismiyle zikret
ve herşeyden kesilerek O'na (Allah'a) dön (ulaş, vasıl ol).
İşte nefs tezkiyesinin anahtarı, bu âyet-i kerimedir. Allahın ismiyle
zikretmek. Tesbihinizi Allah, Allah, Allah
diye çekeceksiniz ve
Allahû Tealâ sizi mutlaka Kendisine ulaştıracak. Kimleri? Hangi
şartlarla? Allahın dizaynında muhteva tayini bu standartlar içindedir.
Bir insan Allah yolunda bütün güzellikleri yaşamak için yaratılır.
Sonsuz mutluluk herkesin hakkıdır ama bu hak ona vazifesini yaptığı
takdirde gerçekten verilir.
Kim Allaha ulaşmayı dilerse o mutlaka Allaha ulaştırılır. Kim daha
ötesi için talipse daha ötesinin zahmetine katlanmak mecburiyetindedir.
Zikrini devamlı arttırmak mecburiyetindedir. Öyle bir noktaya
ulaşacaktır ki kişi daimî zikrin sahibi olacaktır. Allahın ismiyle
zikret ve herşeyden kesilerek Allaha ulaş. ifadesi, nefs tezkiyesini
sonuç itibariyle vermektedir. Nefs tezkiyesinin anahtarı zikirdir. Nefs
tezkiyesi; nefsin %100 kapkaranlık olan, %100 afetlerle dolu olan
kalbini %50den fazla, %51 oranında Allahın nuruyla doldurmaktır. Bunun
%49u fazıldır, %2si de rahmettir.
Birinci basamakta insanlar olayları yaşar, herkes yaşar. İkinci
basamakta, olayları değerlendirir ve tavrını koyar. Herkes olayları
değerlendirir, herkes tavrını koyar. Allahû Tealâ insanları yılda iki,
üç defa mutlaka musîbetlerle imtihan eder. Bu imtihan ettiği
musîbetlerle kişinin kimliği oraya çıkar. 2. basamakta insanlar iki
kısma ayrılırlar:
1- Allaha ulaşmayı dileyenler.
2- Dilemeyenler.
Allaha ulaşmayı dilemeyenler iki ayrı bölüm oluşturur:
1- Allaha ulaşmayı dilemeyenler
2- Kendileri Allaha ulaşmayı dilemedikleri gibi başka insanları da
Allahın yolundan saptırmaya çalışanlar, Allaha ulaşmayı dilemekten men
etmeye çalışanlar. Allahû Tealâ tarafından seçilmezler.
Bu insanlar, toplam insanların %10undan daha aşağıda bir sayısal değere
sahiptirler. İnsanların % 90dan fazlası Allahû Tealâ tarafından
seçilir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
42/ŞURA-13:
Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ
vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû
fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ tedûhum ileyh(ileyhi), allâhu
yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
Dînde, onunla Hz. Nuha vasiyet
ettiğimiz (farz kıldığımız) şeyi (şeriati); Dîni ikame edin (ayakta,
hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın. diye Hz.
İbrâhîme, Hz. Musaya ve Hz. İsaya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da
vahyederek, size de şeriat kıldık. Senin onları, kendisine çağırdığın
şey (Allaha ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah,
dilediğini Kendisine seçer ve Ona yöneleni, Kendisine hidayet eder
(ulaştırır).
Demek ki kim Allah'a ulaşmayı dilerse Allah onları
Kendisine ulaştırır. İşte Allah ile olan ilişkilerimiz bu minval üzere
cereyan eder.
2. basamakta kişi Allah tarafından seçilir. Allah
tarafından seçilenler de ikiye ayrılır:
1- Allaha ulaşmayı dilemeyenler. Onlar 2. basamakta
kalırlar.
2- Allaha ulaşmayı dileyenler (3. basamaktakiler)
1. ve 2. basamaktakilerin gideceği yer cehennemdir.
İnsanoğlu kim olursa olsun, eğer Allah'a ulaşmayı dilememişse
cehennemden kurtuluşu kesinlikle söz konusu değildir. Sadece Allaha
ulaşmayı dileyenler Allahın cennetine girebilirler.
Öyleyse Allahın dizaynı onu gösteriyor ki kişi Allah'a
ulaşmayı dilemelidir. Dilemezse ne olur?
Dilemezse, bu kişi şirktedir.
Dilemezse, bu kişi dalâlettedir.
Dilemezse, bu kişi Allaha karşı takva sahibi değildir.
Dilemezse, bu kişi küfürdedir.
Bu kişinin gideceği yer cehennemdir.
Bu kişi fısktadır.
Bu kişi hüsrandadır.
Bu kişi Allahın âyetlerinden gâfildir.
Allaha ulaşmayı dilemek, bu kadar önemli bir konudur ve
Allaha ulaşmayı dilemeyen, hiçbir zaman nefs tezkiyesini
gerçekleştiremez. Çünkü nefs tezkiyesi insanı Allaha ulaştıran
tatbikatın adıdır.
Kişi Allah'a ulaşmayı dilemişse mutlaka 3. basamağa
ulaşır. Çünkü Allahû Tealâ semîul âlimdir; işitir ve bilir. Hem de
basîrdir; görür. Kalbinize bakar, kalbinizde Allah'a ulaşma talebini
işitir, bilir ve görür. İşte böyle bir ortamda Allah'a ulaşmayı dileyen
bir kişi 3. basamağa geçmiştir. Ne olur? 4. basamak hemen oluşur. Allah
o kişinin üzerinde Rahîm esmasıyla tecelli eder. Allahû Tealâ buyuruyor
ki:
12/YUSUF-53:
Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime
rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize
çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder.
Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç.
Muhakkak ki Rabbim, mağfiret
(günahları sevaba çeviren) edendir, Rahîmdir (rahmet nurunu gönderen,
rahmetiyle nefsleri tezkiye ve tasfiye eden).
Allahın Rahîm esması özel kişilerde teşekkül eder, yansır.
Allahın
Rahîm esması bu insanlar
için geçerlidir. Allahın Rahmân esması herkes için geçerlidir. İnsana
hayat veren Allahû Tealâ, onun yaşaması için gerekli şartları hazırlar.
Bu, Rahmân esmasıyla teşekkül eder. Herkes bundan faydalanır ama Rahîm
esması sadece Allaha ulaşmayı dileyenler içindir. Çünkü Rahîm esması,
Allahın rahmet, fazl ve salâvât göndermesini ihata eden esmasıdır.
Kişi Allah'a ulaşmayı diledi, Allah Rahîm esmasıyla tecelli etti. Ne
olur? O kişinin gözleri vardır, görmez; irşad makamını irşad makamı
olarak görmez. Allahû Tealâ Rahîm esmasıyla kişiye engel olan hicab-ı
mestureyi gözlerden alır. O kişinin basar isimli görme hassasında
gışavet adlı bir perde vardır. Allahû Tealâ o perdeyi o kişinin görme
hassasının üzerinden alır. O kişinin kulaklarında vakra vardır; Allah
kulaklarındaki vakrayı alır. İşitme engeli sebebiyle, kişi irşad
makamının sözlerini irşad makamının söylediği mânâda algılayamaz. Sonra
Allahû Tealâ o kişinin işitme hassasının mührünü açar. Ondan sonra
kalple meşgul olunur. Allah kişinin kalbinin mührünü açar, o kişinin
kalbindeki ekinneti alır ve kalbin içine ihbat koyar. Allahû Tealâ bu
işlemleri tamamladığı zaman kişi 7. basamaktadır. Bu noktadan sonra 8.
basamakta Allahû Tealâ o kişinin kalbine ulaşır. Allahû Tealâ buyuruyor
ki:
64/TEGABUN-11:
Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi), ve men yu'min
billâhi yehdi kalbeh(kalbehu), vallâhu bikulli şey'in
alîm(alîmun).
Allahın izni olmadan (kimseye) bir
musîbet isabet etmez. Ve kim Allaha âmenû olursa Allah, onun
kalbine ulaşır (hidayet eder). Ve Allah, herşeyi bilendir.
9. basamakta Allahû Tealâ kişinin kalbini Allaha çevirir.
50/KAF-33:
Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîb(munîbin).
Kim gaybte (görmeden) Rahmâna huşû
duyarsa, (onun kalbine ulaşan Allah, o kişinin kalbini Kendine çevirir,
bu sebeple) Ona dönük bir kalple (Allahın huzuruna) gelir.
10. basamakta kişinin göğsünü yarar ve göğsünden kalbine bir nur yolu
açar.
6/ENAM-125:
Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi),
ve men yurid en yudıllehu yecal sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ
yassaadu fîs semâi, kezâlike yecalûllâhur ricse alâllezîne lâ
yuminûn(yuminûne).
Öyleyse Allah, kimi kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve
(Allaha) teslime (İslama) açar. Kimi
dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi
daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mümin olmayanların üzerine
pislik (azap, darlık, güçlük) verir.
Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse, o kişinin göğsünü yarar ve
kalbini teslime açar. Allaha ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini
teslim etmesi için şartları hazırlar. Bugünkü konumuz sadece ruhun
Allaha teslimini içeriyor. (Nefs tezkiyesi).
11. basamakta kişi zikir yaptığı zaman, Allah, Allah, Allah, Allah
diye Allahın ismini zikrettiği zaman o kalbe Allahın katından rahmetle
fazl isimli iki nur gelir. 11. basamakta bu nurlar kalbe kadar ulaşırlar
ama kalbin içine ancak rahmet nuru sızabilir, girebilir. Bu nurlar
sızmaya başladığı zaman Allahû Tealânın Zumer Suresinin 22. âyet-i
kerimesinde söylediği gerçekleşir:
39/ZUMER-22:
E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min
rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min
zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin göğsünü İslâm için
(Allaha teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur.
Allahın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte
onlar, apaçık dalâlettedirler.
Allah kimin kalbini yarıp o kişinin kalbine Allahın nurlarını
gönderirse, o kalp kalbi kasiyet bağlamış kişinin kalbi gibi değildir.
diyor. Kalbi zikir sebebiyle kasiyet bağlamış, kararmış ve sertleşmiş
olan kişinin kalbi gibi olmaz. Allahın kalbine nur gönderdiği ve
Allaha teslim olması, İslâm olması için Allahın göğsünü yararak
göğsünden kalbine yol açtığı kişinin kalbine gönderdiği nur sebebiyle o
kişinin kalbi, kalbi kasiyet bağlamış kişinin kalbiyle eşit değildir.
Kalbin içine nurların sızmaya başladığı bu noktadan itibaren kalbe
sadece rahmet nuru sızar. Burası 11. basamaktır.
12. basamakta bu nurlar %2ye ulaşır ve bu kişi huşû sahibi olur.
57/HADİD-16:
E lem yeni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ
nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu
fetâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum
fâsikûn(fâsikûne).
Âmenû olanların kalplerinde,
Allahın zikri ile (ve bu zikirle) Hakktan inen şeyle (nurla) huşûya
ulaşmak zamanı gelmedi mi?
Kendilerine kitap verilen ve sonra aradan uzun zaman geçen ve kalpleri
kasiyet bağlayan kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu fasıklardır.
Bu noktadan itibaren kişinin kalbinde %2 nur
birikmiştir, kişi huşû sahibi olmuştur. Ne olur? Bu kişi mürşidine
ulaşmak için Allaha karşı hacet namazını kılar ve mürşidini Allahû
Tealâdan talep eder.
Mürşid farz mıdır? Ruhu Allaha ulaştırmayı dilemek
nasıl farzsa zikir de farzdır. Ruhu Allaha ulaştırmak nasıl farzsa,
zikir de farzdır ve mürşid de farzdır. Bunlar birbirini tamamlayan
faktörlerdir. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
5/MAİDE-35:
Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve
câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allaha ulaşmayı,
teslim olmayı dileyenler)! Allaha karşı takva sahibi olun ve Ona
ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve Onun yolunda cihad edin.
Umulur ki; siz felâha erersiniz.
Demek ki Allaha ulaştıracak olan vesile yani mürşidi Allahtan
istemekle hepimiz vazifeliyiz. Bu, üzerimize farzdır. Allahû Tealâ
buyuruyor ki:
16/NAHL-9:
Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le
hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı
Mustakîme ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allahın
üzerinedir. Ve ondan
sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
Her mürşidin bulunduğu dergâhtan, devrin imamının
bulunduğu ana dergâha, gözle görülmeyen, manevî yollar vardır. O yola
sebîl denir. Sebîllerin tayini, aslında mürşidlerin tayini demektir. Bu
Allaha ait olan bir vetiredir. Sizin mürşidinizi Allahû Tealâ seçer.
Mürşidinizi istediğiniz zaman sizi o mürşide mutlaka Allah ulaştırır.
13. basamakta kişi hacet namazını kılar. Mürşide
ulaşmanın yolu hacet namazını kılmaktır. Mürşid sadece Allahtan
sorulur. Bunun adı istianedir. Fatiha Suresinde Yüce Rabbimize diyoruz
ki: Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden istiane isteriz.
1/FATİHA-5:
İyyâke nabudu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allahım!) Yalnız Sana kul oluruz
ve yalnız Senden İSTİANE isteriz.
Gerçekten yalnız Allahtan mı mürşid istenir? Bakara-45
ve 46. âyetleri konuya açıklık getiriyor. Allahû Tealâ bu kişinin ne
yapacağını belirtmek sadedinde şöyle buyurmaktadır:
2/BAKARA-45:
Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ
alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allahtan) sabırla ve namazla
istiane (yardım) isteyin. Fakat muhakkak ki bu (hacet namazı ile Allaha
ulaştıran mürşidi sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır
gelir.
2/BAKARA-46:
Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi
râciûn(râciûne).
O (huşû sahipleri) ki; onlar,
Rablerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarını ve (sonunda
ölümle) mutlaka Ona döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
Sabırla ve namazla Allahtan istianeyi, mürşidinizi
isteyin. Ama bu zor, kebîretun, büyük bir iştir. Allahû Tealâ herkese
mürşid göstermez, huşû sahipleri hariç. Eğer huşû sahibi olan birisi
Allahtan istianeyi, mürşidini isterse Allah onlara mutlaka gösterir.
Kim huşû sahibidir? Allahû Tealâ tarif ediyor: Onlar ki
Allaha mülâki olacaklarına yani ruhlarını ölmeden evvel Allaha ilka
edeceklerine, Allaha ulaştıracaklarına kesin şekilde inananlardır.
Yakîn hasıl ederek inananlardır. Onlar huşû sahipleridir.
Kim ruhunu ölmeden evvel Allaha ulaştıracağına kesin
olarak inanıyorsa, mutlaka Allah onu Kendisine ulaştıracaktır. Evvelâ
bunun için mürşidine ulaştıracaktır. Böyle bir kişiyi Allah mutlaka
mürşidine ulaştırır.
İşte Allah ile olan ilişkilerimizde irşad makamının
dizaynına baktığımız zaman bunu görüyoruz. O kişinin Allaha ulaşmayı
dilemesi söz konusudur ve Allah onu mürşidine ulaştırır. Bu kişi
mürşidine Allahû Tealâ tarafından ulaştırılıyor.
Kişi hacet namazını kıldı, mürşidini gördü ve Allahû
Tealâ o kişiyi mürşidine ulaştırdı. Ne yapacak? Kişi el öpecek ve
mürşidine tâbî olacak. Tâbiiyet çok açık bir şekilde o kişinin Allahın
huzurunda mürşidine tâbî olması halidir. Allahû Tealâ Nebe Suresinin 38.
âyet-i kerimesinde mürşidin önünde yapılan bir tövbeden bahsetmektedir.
Arşı tutan meleklerin ve onların etrafındaki kişinin de orada olduğunu
ve Allahın yetkisiyle bu işlemin gerçekleşebileceğini ifade etmektedir.
Mürşidin önünde bir tövbenin yapılacağını ve bu tövbede sevap
söyleneceği yani günahların sevaba çevrileceği ifade ediliyor:
78/NEBE-38:
Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ
men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).
Melekler (arşı tutan melekler), saf
saf olarak ve ruh (devrin imamının ruhu) oradadırlar. Kendisine
Rahmânın izin verdiğinden başka kimse konuşamaz. Ve sevap söyler
(günahların sevaba çevrilmesini müjdeler).
Allahın tayin ettiği mürşid hacet namazı kılınınca
mutlaka gösterilir; yetmez, o mürşidi mutlaka Allahû Tealâ o kişiye
sevdirecektir. Kişi mürşidine ulaşıp tâbî olduğu anda 7 tane işlem
oluşur.
1- Kişinin kalbinin içine îmân yazılır.
2- Devrin imamının ruhu kişinin başının üzerine ulaşır.
58/MUCÂDELE-22:
Lâ tecidu kavmen yuminûne billâhi vel yevmil âhıri yuvâddûne men
hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ev ebnâehum ev ihvânehum ev
aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin
minh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru
hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh(anhu), ulâike
hizbullah(hizbullahi), e lâ inne hizballâhi humul
muflihûn(muflihûne).
Allaha ve ahiret gününe (ölmeden
evvel Allaha ulaşma gününe) îmân eden kavmi, Allaha ve resûlüne karşı
gelenlerle sevişir bulamazsın. Velev ki; onlar, babaları veya oğulları
veya kardeşleri veya aynı aşiretten olsun. Onların kalplerine îmân
yazılır. Ve onlar, Allahın katından (orada eğitilmiş olan) bir ruhla
(devrin imamının ruhunun başlarının üzerine yerleşmesi ile)
desteklenirler ve altlarından ırmaklar akan cennetlere konurlar.
Orada ebediyyen kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da
Allahtan razıdırlar. İşte onlar, Allah taraftarıdırlar. Ve muhakkak ki;
Allah, taraftarları kurtuluşa (felâha) erenlerdir.
Demek ki birinci işlem o kişinin kalbinin içine Allahın
îmân kelimesini yazmasıdır. Önemli mi? Çok önemli bir konu. Neden
önemli? Çünkü kalbimize yazılan îmân kelimesi bir manyetik alanın
sahibidir ve Allahın katından gelen fazıllar karşıt manyetik alanın
sahibidir. Zikir yaptığımız zaman Allahın katından gelen rahmet-fazl ve
rahmet-salâvât nurlarından fazıllar karşıt manyetik alanın sahibi
oldukları için kalbe ulaştıklarında, kalbin duvarına yazılmış olan îmân
kelimesine yapışmaya başlarlar. Manyetik alan fazılları kendisine çeker,
yapıştırır. Oraya yapışan fazıllar, nurlardır ve kalbi aydınlatmaya
başlarlar. Fazıllar oraya yapıştıkça, yerleştikçe kalp devamlı fazıllar
tarafından işgal edilir. İşte bu işgalin başlangıç noktasında %2 rahmet
görmüştük, daha kişi mürşidine ulaşmamıştı. Mürşide ulaşmadan kalbe fazl
girmesi mümkün değildir. O kişinin yapacağı şey zikir yapmaktır. Allah,
Allah, Allah
diye Allahın ismini tekrar etmektir.
Böyle bir dizaynda bizler için önemli şeyler söz
konusudur. Allah yolunda yapılan gayretler her istikamette mutlaka
Allahû Tealâdan hayırla karşılanır. İşte kim Allah'a ulaşmayı dilemişse
Allah onu mutlaka mürşidine ulaştıracaktır. Tâbiiyet kesinleştiği anda
da o kişinin kalbinin içine Allah îmânı yazacaktır. Nefs tezkiyesinin
başlangıcı için kişinin başının üzerine de devrin imamının ruhunu
gönderecektir. Ne yapar bu ruh? Mumin Suresinin 15. âyet-i kerime, o
ruhun ne yaptığını bize söylüyor. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
40/MU'MİN-15:
Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu
min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine
ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah'a ulaşmayı dilediği için Allah'ın
da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine)
Allah'a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için,
emrinden (Allah'ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının
ruhunu) ulaştırır.
Allahû Tealâ burada Arşın sahibi Allah demekle, arşı tutan melekleri
ve arşı tutan meleklerle beraber bulunan devrin imamını kastetmektedir.
Dereceleri yükselten demekle de yapacağı bir işlemden bahsetmektedir.
Allahû Tealâ o güne kadar kişinin 1 derecelik sevabına 10 katını
verirken, 1 derecelik günahına karşılık da amel defterine 1 derece
yazdırır, mürşidine ulaşan bu kişinin o noktadan itibaren 100 kat alması
mümkündür, bu imkânı 100 kat olarak alması söz konusu olur. 10 kat, 100
kata tebdil edilmiştir. Bu rakam, insan ruhu 1. gök katına çıktığı güne
kadar 1e 100, 2. gök katına çıktığında 1e 200, 3., 4., 5., 6., 7. gök
katlarında 1e 700e kadar yükselecektir.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) ilk Cuma hutbesinde: Ey sahâbe! Ölmeden
evvel ölünüz ki Allah size 1e 700 versin. buyurmaktadır. Nasıl
öldüğümüz zaman ruhumuz bizden ayrılarak Allaha ulaşıyorsa, ölmeden
evvel ölmek; sağ iken ruhumuzun bizden ayrılıp Allaha ulaşmasını ifade
eder.
İşte konumuz da ruhu Allaha ulaştırmak üzere harekete geçen bir insanın
yaptığı eylem, nefs tezkiyesidir. Sonuç; o kişi dünya hayatını yaşarken
ruhun Allaha ulaşmasıdır. Mumin-15te Allahû Tealâ bunu ifade
etmektedir: O kişinin başının üzerine Allahın katından, Allahın
emrinden ruh gönderilir. Bu ruh, arşı tutan meleklerin ve devrin
imamının sahibi olan Allah tarafından, o kişiye Allaha mülâki olma
gününün (yevmit telâkın) geldiğini haber vermek için gönderilir. Bu
olaylardan geçerek mürşidine ulaşan kişiye devrin imamının ruhu ulaşır
ve kişinin ruhuna der ki: Senin yevmit telâkın, Allaha mülâkî olma
günün, Allaha ulaşma günün, ilka olma günün geldi. Vücudu terk et ve
Allaha doğru yola çık. Ruh vücudu bunun üzerine terk eder. Ruhun
vücudu terk etmesi olayı, Allaha doğru yaptığı bir yolculuğu ifade
eder. Nebe-38deki mürşidin önünde yapılan bu tövbenin neticesi,
Nebe-39da ifade edilmektedir:
78/NEBE-39:
Zâlikel yevmul hakk(hakku), fe men şâettehaze ilâ rabbihî
meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a
ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen
(Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu,
Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye
Allah), meab (sığınak, melce) olur.
İşte o gün Hakk günüdür yani o kişinin ruhunun Hakka
ulaşmak için yola çıkma günüdür. Bu âyet-i kerime Mumin-15 ile tam bir
uyuşma halindedir. Kimin ruhu Allaha doğru yola çıkar da Allaha
ulaşırsa Allah o kişinin ruhuna meab (sığınak) olur.
3/AL-İ İMRAN-14:
Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril
mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel enâmi
vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL
MEÂB(meâbi).
İnsanlara, kadınların, oğulların,
kantar kantar altınların ve gümüşlerin salma (nişaneli) atların,
davarların ve ekinlerin sevgisi süslendi (güzel gösterildi). Bunlar,
dünya hayatının metaıdır (malıdır). Ve Allah, Onun (Allahın)
katında Hüsnül Meabtır (en güzel sığınaktır).
Allahın Zatı Allahın katındaki en güzel sığınaktır.
İşte o sığınağa ulaşan kişi meâb olur. Allahın Zatına ulaşmış ve
sığınmış olur. Meâb olan, sığınağa ulaşmış kişiye evvab denir. Ruhunu
Allaha hayattayken ulaştırmış olan kişi. İşte o kişiye verilen
mükafâtlar, işlevler şöyledir:
1- Kalbine îmân yazılmasıdır.
2- Başının üzerine devrin imamının gelip harekete
geçmesi, ruhu vücuttan ayırmasıdır.
3- Ruhun vücuttan ayrılarak Allaha doğru yola çıkmak
üzere önce kendi mürşidine sonra da devrin imamının dergâhına
ulaşmasıdır.
4- O kişinin dereceleri 1e 10 iken 1e 100e çıkması ve
700e kadar yükseleceği ve o kişinin bütün günahlarının sevaba
çevrilmesidir.
Allahû Tealâ Furkan Suresinin 69. âyet-i kerimesinde
cehenneme gideceklerden bahsediyor:
25/FURKAN-69:
Yudâaf lehul azâbu yevmel kıyâmetive yahlud fîhî muhânâ(muhânen).
Ve kıyâmet
günü onun azabı kat kat artar. Ve orada alçaltılmış olarak ebediyyen
kalır.
Furkan-70de ise buyuruyor ki: Kim mürşidin önünde tövbe eder de îmânı
artan bir mümin olursa ve nefs tezkiyesine (amilüssalihata) başlarsa,
Allah o kişinin seyyiatını hasenata çevirir.
25/FURKAN-70:
İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike
yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren
rahîmâ(rahîmen).
Ama (mürşidin önünde) tövbe eden ve
(mürşidin önünde tövbe etmek suretiyle kalbine îmân yazıldığı için îmânı
artan bir) mümin olan ve nefsi ıslâh edici ameller işleyen kişinin
Allah, günahlarını sevaba çevirir. Ve Allah, günahları se-vaba çeviren
ve rahmet gönderendir.
5- O kişinin nefs tezkiyesine başlamasıdır.
6-
Fizik vücudun nefs tezkiyesi sebebiyle şeytana kul olmaktan kurtulmaya
ve Allah'a kul olmaya
başlamasıdır.
7-
İrademizin güçlenmeye başlamasıdır.
Kişi, Allah, Allah, Allah
diye kalbinin üzerinde zikir yapar. Bu
zikri Allahın katından rahmetle-fazl ve rahmetle-salâvât isimli iki
tane nur indirir. Bu iki grup nur o kişinin göğsüne gelir, göğsündeki
yarıktan geçerek kalbe ulaşır. Bu nurlar kalbin içine girebilmek için
üst menfezdeki yani kalbe girişteki mühre baskı yapıp, onu zülmanî
kapıya kadar indirirler. Kalpteki mührün üzerinde devamlı olarak
rahmet-fazl ve salâvâtın baskısı devam edeceği için, mühür aşağıdaki
kapının üzerine kilitlenir. Neydi? Yukarıdaki kapı kapalıydı,
mühürlüydü. Alttaki kapı açıktı ve nefsin kalbi %100 karanlıklarla
doluydu, her tarafı afetlerle doluydu. Zikir başlayınca ne oldu?
Allahın katından inen nurlar Rabbanî kapıdan içeri girdiler, Rabbanî
kapı açıldı ve aynı boyutta olan mühür zülmanî kapıyı kapattı. Mührün
üzerine devamlı rahmetin, fazlın ve salâvâtın baskısı olduğu için
zülmanî kapı artık açılamaz ve nefsin kalbine nurlar girmeye başlar.
Nefsin kalbi Allahın nurlarıyla dolmaya başlar. Fazıllar %7ye ulaştığı
zaman -evvelce %2 rahmet nuru girmişti- kişinin ruhu 1. gök katına
ulaşır. Burası Nefs-i Emmare kademesidir. Hz. Yusuf diyor ki:
12/YUSUF-53:
Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime
rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize
çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder.
Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç.
Muhakkak ki Rabbim, mağfiret (günahları sevaba çeviren) edendir,
Rahîmdir (rahmet nurunu gönderen, rahmetiyle nefsleri tezkiye ve
tasfiye eden).
1. gök katına ulaşan ruhun orada kalması yetmez. Kişi zikrini arttırmaya
devam eder. Zikir arttıkça nefsin kalbine yerleşen fazılların miktarı da
artar. 2. defa %7 fazl birikiminde ruh 2. gök katına ulaşır. Burası
Nefs-i Levvame kademesidir.
75/KIYAME-2:
Ve lâ uksimu bin nefsil
levvâmeh(levvâmeti).
Ve hayır, o levvame (kınayan,
suçlanan) nefse yemin ederim.
Kişi nefsini levm etmeye, kınamaya başlar. Aslında kötülük işlemek
istemez ama nefsi ona yaptırır.
3. defa %7 fazl birikiminde Nefs-i Mülhime kademesine ulaşılır. Ruh 3.
gök katındadır. Kişi Allahtan ilham almaya başlar.
91/ŞEMS-7:
Ve nefsin ve mâ
sevvâhâ.
Yemin ederim ki; o nefs, sevva
edildi (7 kademede).
91/ŞEMS-8:
Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Ona (o nefse), (Allah'ın) takvası
ve (şeytanın) füccuru ilham edilir.
91/ŞEMS-9:
Kad efleha men
zekkâhâ.
Andolsun ki; nefsini tezkiye eden,
felâha erer (cennete girer).
Burada kişi Allahtan ilham almaya başlamıştır.
4. defa %7 nur birikimi gerçekleştiğinde Nefs-i Mutmainne kademesine
ulaşılır.
13/RAD-28:
Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi)
e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri,
Allahı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allahı
zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?
Kişi mutmain olmuştur. Allahın kendisine verdikleri ona mutlaka yeterli
gelmektedir. Bu noktada ruh 4. gök katındadır.
5. defa %7 fazl birikiminde Nefs-i Radiye kademesine ulaşılır. Bu
noktada Allahtan razı oluruz. Ruhumuz 5. gök katındadır.
6. defa %7 nur birikiminde Nefs-i Mardiyye kademesine ulaşılır. Burada
Allah da bizden razı olmuştur. Allahû Tealâ bu konuda şöyle
buyurmaktadır:
89/FECR-27:
Yâ eyyetuhen nefsul
mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!
89/FECR-28:
İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
(Ey ruh!) Rabbine geri dön (erek
ulaş). Allahtan razı olarak ve Allahın rızasını kazanarak.
Ey mutmain olan nefs (4. gök katı), Allahtan razı ol
(5. gök katı) ve Allahın rızasını kazan (6. gök katı). Ey ruh, Rabbine
rucû et, Rabbine geri dön. Ey fizik vücut, kullarımın arasına gir ve
cennetime gir. İşte Radiye ve Mardiyye, 5. ve 6. kademelerdir.
Tezkiye 7. kademedir, ruhun Allaha ulaşmasıdır.
35/FATIR-18: Ve
lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in tedu muskaletun ilâ himlihâ lâ
yuhmel minhu şeyun ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne
rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ
yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını)
yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye
(başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa
dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri
uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o
taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş Allahadır (Nefs
tezkiyesi ile ruh Allaha döner ulaşır).
7. gök katında 7 tane âlem geçilir, en son Sidretül
Müntehaya ulaşılır. Oradan da Allaha doğru yapılan dikey bir
yolculukla ruhun Allahın Zatına ulaşması, Allahın Zatında yok olması
söz konusu olur. Ruhun Allahın katında yok olması, fenâfillâh makamını
ifade eder. Böyle olan insanlara evvab denir. Meaba ruhu ulaşmıştır.
Nefsin kalbinde başlangıçtaki %2 rahmete ilâveten yedi
defa %7 fazl birikimi gerçekleşmiştir, %49 fazl oluşmuştur, %2 rahmet
oluşmuştur. Böyle bir dizaynda o kişinin nefsinin kalbi karanlıklardan
daha fazla nura sahip olmuştur. Başlangıçta bu kişinin kalbi %100
afetlerle doluydu ve böyle olduğu için de o kişi devamlı bir
huzursuzluğun içindeydi, nefsi %100 kapkaranlıktı. Ama şimdi şeytanın
%100 hükümferma olduğu, nefsin bütün afetlerine tesir etmek imkânının
olduğu bir noktadan bu kişi nefsin kalbinde %51 nura kavuşulan bir yere
ulaştı. Karanlıklar yani şeytanın hâkimiyeti altındaki kesim %100den
%49a düştü. Hâkimiyet artık Allahın nurlarına geçti. İşte burası nefs
tezkiyesinin tamamlandığı yerdir.
Allahû Tealâ diyor ki: Kim nefsini tezkiye ederse onun
ruhu Allaha ulaşır. (Fatır-18) Ruh Allaha ulaşmıştır. Allaha
ulaşırsa ne olur? Allahın verdiği söz gerçekleşir. Allahû Tealâ buraya
kadarki işlevi garanti etmektedir. Buyuruyor ki: Kim Bana ulaşmayı
dilerse Ben onu mutlaka Kendime ulaştırırım. (Şura-13). İşte Allahû
Tealâ bu noktada görevini tamamlamış olur. O kişi Allah'a ulaşmayı
dilemiştir, Allah da onu Kendisine ulaştırmıştır. İşte bu ulaşma
keyfiyeti, ruhun Allaha vasıl olması, Allahın Zatında yok olması
işleminin tamamlanmasıdır. Nefsin kalbi %49 fazl, %2 rahmet olmak üzere
karanlıklardan daha çok nurlarla dolmuştur; burası yolun yarısıdır.
Nefsin kalbinin yarı yarıya aydınlandığı, %51 aydınlandığı bir nokta.
Allahû Tealâ buraya kadarını garanti ediyor. O kişi kendisi Allaha
ulaşmamıştır, Allah onu Kendisine ulaştırmıştır. Bu hidayete ermektir.
Hidayet nedir? Allahû Tealâ buyuruyor ki:
3/AL-İ İMRAN-73:
Ve lâ tuminû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi
en yutâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel
fadla bi yedillâh(yedillâhi), yutîhi men yeşâ(yeşâu), vallâhu vâsiun
alîm(alîmun).
Ve sizin dîninize tâbî olandan
başka kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: Muhakkak ki HİDAYET,
Allaha ulaşmaktır. (İnsan ruhunun ölümden evvel Allaha ulaşmasıdır.)
Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya
Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle
söylüyorsunuz)? De ki: Hiç şüphesiz fazl, Allahın elindedir. Onu
dilediğine verir. Ve Allah, VÂSİun ALÎMdir. (Allah herşeyi kuşatan ve
herşeyi bilendir.)
2/BAKARA-120:
Ve len terdâ ankel yehûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul
inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinittebate ehvâehum badellezî câeke
minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Sen onların dînine tâbî olmadıkça
(uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı
olmazlar. De ki: Muhakkak ki Allaha ulaşmak (var ya) işte o,
hidayettir. Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların
hevalarına uyarsan andolsun ki; Allahtan sana ne bir dost ve ne de bir
yardımcı olmaz.
18/KEHF-17:
Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ
garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike
min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi),
ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin, doğduğu zaman
mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan
onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş
sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allahın âyetlerinden
(mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o
hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allaha
ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya)
bulunmaz.
Kim Allaha ulaşırsa o kişi hidayete erenlerden birisi
olur. Nefs tezkiyesi; nefsinizin kalbinde karanlıklardan fazla nurların
belirtilmesi, Allahın verdiği sözü yerine getirmesidir. Allah'a
ulaşmayı dilediğiniz zaman 1. kat cennetin sahibi olursunuz (3.basamak).
Mürşidinize ulaşıp tâbî oldunuz, 2. kat cennettesiniz (14. basamak).
Ruhunuz Allaha ulaştı, Allahın Zatında yok oldu; 22. basamaktasınız.
Allahın garantisi buraya kadardır. Dünya saadetinin %51i sizlerin
olur. |