|
SIRATI MUSTAKÎM
Konumuz, Kurândan kopan
kavramlar. Kopmaktan muradımız, tatbikatı devreden çıkarılanlardır. İşte
bu kavramlardan bir tanesi de Sıratı Mustakîmdir. Adı hep kullanılır
ama ne olduğu konusunda kimse bir fikir beyan edemez. Çünkü Kurândaki
Sıratı Mustakîm kavramı çarpıtılmış, bir anlamda devre dışı
bırakılmıştır. Çarpıtılmanın arkasında Sıratı Mustakîmin devreden
çıkması vardır.
Biliyorsunuz ki sırat yol,
mustakîm de istikamet üzere olan demektir. Kavramın lugat mânâsı
budur; istikamet üzere olan bir yol. Ama dîn konusundaki yetkililere bu
suali sorduğumuzda bize verdikleri cevap hep doğru yol olmaktadır.
Nitekim Türkiyedeki 23 tane Kurân-ı Kerim mealini açtığımız zaman
aşağı yukarı hepsinde Sıratı Mustakîmin ya doğru yol ya da dosdoğru
yol diye Türkçeleştirildiğini görüyoruz.
Daha ötesinde, hidayet için de
aynı şey söylenmektedir. Hidayet nedir? diyoruz, Doğru yoldur
diyorlar. Evvelâ hidayet yol değildir. Hidayet bir yolun üzerinden,
Sıratı Mustakîmin üzerinden insan ruhunun Allaha ulaşmasıdır. Konumuz
hidayet değil. Hidayet konusunu unutulan kavramların başında verdik.
Şimdi konumuz Sıratı Mustakîm, unutulan Sıratı Mustakîm.
Bu istikamet üzere olan yol
acaba nereye gidiyor? Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
15/HİCR-41: Kâle
hâzâ sırâtun
aleyye mustekîm(mustekîmun).
Allahû
Tealâ şöyle buyurdu: İşte
bu, Bana yönlendirilmiş
(Bana ulaştıran)
yoldur.
Öyleyse tartışma bitmiştir.
Sıratı Mustakîm insanların ruhlarını Allaha ulaştıran yolun adıdır. Bu
ana Sıratı Mustakîmdir. Bu Sıratı Mustakîm 4 tane sebîlden oluşur. Bir
insanın mürşidine ulaştığı noktaya kadar başlangıçta 2 tane Sıratı
Mustakîm veya sebîl aşması lâzımdır:
1. Sıratı Mustakîm, 1. sebîl,
kişinin el öptüğü dergâhtan, devrin imamının dergâhına kadar olan kesimi
kapsar. Ama bu olay bir insanın mürşidine ulaşıp tâbiiyetinden sonra
gerçekleştirdiği bir müessesedir. Bu noktadan sonra 1. Sıratı
Mustakîmin, 1. ayağı, 1. sebîli; tâbî olunan dergâhtan ana dergâha
yatay bir sebîldir.
2. Sıratı Mustakîm ayağı, ana
dergâhtan, devrin imamının dergâhından yukarıya doğru çıkan Tarîki
Mustakîm adlı bir yoldur ki, 7 tane gök katını aşar, 7. gök katına
ulaşır. Zemin kattan 1. kata, 1. tarîk vardır. Böylece 7 tane tarîk söz
konusudur. Bu 7 tane parçanın bütünü Tarîki Mustakîm adını alır.
Sırat da, tarîk de yol
demektir. Ama Tarîki Mustakîm zemin kattan başlayan, Allahın katına
kadar ulaşan 7 katı aşan bu yolların, bütün gök katlarını aşan
bölümüdür. Ya da diğer bir deyişle, Sıratı Mustakîmin omurgasıdır. 7
gök katı, Tarîki Mustakîmle aşılır.
Allahû Tealâ bu konuda şöyle
buyurmaktadır:
23/MU'MİNUN-17: Ve
lekad halaknâ fevkakum seba tarâika ve mâ kunnâ anil halkı
gâfilîn(gâfilîne).
Ve andolsun ki Biz, sizin
üzerinizde 7 yol yarattık ve
Biz, yaratmaktan gâfil değiliz.
And olsun ki üzerinize 7 tane
tarîk halk ettik, yarattık.
Zemin katı 1. kata bağlayan 1.
tarîk, 1.katı 2. kata bağlayan 2. tarîk, 3. kata bağlayan; 3. tarîk, 4.,
5., 6., 7. katlara bağlayan diğer tarîkler.
7. katta soldan sağa uzanan
bir sebîl, sırasıyla:
1-
Kader
hücrelerini,
2-
Ümmülkitabı,
3-
Kudret
denizini,
4-
Makam-ı Mahmudu,
5-
Divan-ı Salihîni,
6-
Zikir
hücrelerini,
7-
İndi
İlâhiyi aşar.
İndi İlâhinin en yüksek
noktasına kadar devam eder. İndi İlâhinin en yüksek noktası Sidretül
Müntehadır. Sidretül Münteha, en yüksek noktadaki ağaçtır. Buradan
dikey bir sebîl Allahın Zatına ulaştırır.
İki yatay, iki dikey olmak
üzere 4 sebîlden oluşan ve dikey sebîllerden birinin Tarîki Mustakîm
adını aldığı bu 4 tane sebîlin toplamı, Allaha ulaştıran Tarîki
Mustakîmdir.
Daha evvel Sıratı Mustakîm var
mıdır? Evet, tam 7 tane Sıratı Mustakîm vardır. Dikkat edin! Sakın bu 4
tane sebîlden oluşan, Allaha ulaştıran Sıratı Mustakîmi 4 tane
saymayın. Bu 4 tane sebîlden oluşan Allaha ulaştıran Sıratı Mustakîm,
bir tek Sıratı Mustakîmdir. Onun dışında Kurân-ı Kerimde daha 6 tane
Sıratı Mustakîm vardır.
Allaha ulaşmayı dilediğiniz
anda Sıratı Mustakîmin üzerindesiniz. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
6/EN'AM-152: Ve lâ takrebû
mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu),
ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı),
lâ nukellifu nefsen illâ
vusahâ ve izâ kultum fadilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi
evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin
malına, o en kuvvetli çağına
gelinceye kadar, en güzel şekliyle
olmadıkça
yaklaşmayın.
Ölçü ve tartıyı
adaletle yerine getirin.
Kimseyi gücünün dışında (bir
şey
ile) sorumlu tutmayız.
Söylediğiniz
zaman, yakınınız
olsa bile, artık
adaletle söyleyin. Allahın
ahdini yerine getirin (ifa edin).
Böylece tezekkür
edersiniz diye, (Allah) işte
böyle, size onunla vasiyet (emir)
etti.
6/EN'AM-153: Ve enne hâzâ
sırâtî mustekîmen
fettebiûh(fettebiûhu),
ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum
vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu,
benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun.
Ve (başka) yollara tâbî
olmayın
ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır.
İşte
böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Böylece siz takva sahibi
olursunuz.
ve bi ahdillâhi evfû:
Allahın ahdini ifa edin.
hâzâ sırâtî mustekîmen:
İşte bu Sıratı
Mustakîmdir.
fettebiûh(fettebiûhu):
Ona tâbî olun.
Allahû Tealâ devam ediyor:
Sakın diğer yollara tâbî olmayın ki bütün o yollar sizi Allahın yegâne
yolu olan Sıratı Mustakîmden saptırırlar. İşte Allahû Tealâ sizi
bununla vasiyet etti ki takvaya, en sondaki takvaya bile
ulaşabilesiniz.
Öyleyse kim Allaha ulaşmayı
dilerse o, Sıratı Mustakîm üzerindedir. Allahû Tealâya ulaşmayı
dilediğiniz an 1. Sıratı Mustakîmin üzerindesiniz. Burada bir sebîl söz
konusudur.
1-
Bir
yerlere ulaştıran, gerçek anlamda yol hüviyetinde bir sebîl.
2-
Bir de
bir işlevi yaptığınız zaman onun üzerinde sayıldığınız Sıratı Mustakîm
vardır.
Kim Allaha ulaşmayı dilerse,
o kişi 1. Sıratı Mustakîmin üzerindedir. Allaha ulaştıran Sıratı
Mustakîm, demin tarif ettiğimiz iki yatay, iki dikey sebîlden oluşan
Sıratı Mustakîmdir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
4/NİSA-175: Fe
emmellezîne âmenû billâhi vatesamû bihî fe se yudhıluhum
fî rahmetin minhu ve fadlın
ve yehdîhim ileyhi sırâtan
mustekîmâ (mustekîmen).
Allaha âmenû olanları ve
Ona sarılanları
(sarılmayı
dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın
içine koyacak ve onları,
Kendisine ulaştıran
Sıratı
Mustakîme (Allaha ulaştıran
yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.
Kim Allaha ulaşmayı ve
Allaha sarılmayı yani Allahın Zatında yok olmayı dilerse, Allah
onları rahmetinin ve fazlının içine koyar ve onları Kendisine ulaştıran
Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.
Bu Sıratı Mustakîm demin
söylediğimiz Sıratı Mustakîmdir. Allahû Tealâ buradaki Sıratı
Mustakîme açıkça Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm adını vermektedir.
Bu Sıratı Mustakîm, Allaha ulaştıran Sıratı Mustakîmdir ve bu, mürşide
tâbî olunduktan sonraki olaydır. Nitekim Fatiha Suresinin 5-6 ve 7.
âyetlerinde de Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır:
1/FATİHA-5: İyyâke
nabudu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
Sana kul
oluruz ve yalnız Senden
İSTİANE
isteriz. (Allahım!)
Yalnız
Sana kul oluruz ve yalnız
Senden İSTİANE
(mürşidimizi)
isteriz.
1/FATİHA-6: İhdinas
sırâtel
mustakîm(mustakîme).
(Bu
istianen ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎMe (Allaha ulaştıran
yola) hidayet et (ulaştır).
1/FATİHA-7: Sırâtallezîne
enamte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının)
üzerlerine (Devrin İmamının
ruhunu) nimet olarak verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların
ve dalâlette kalmışların
(Allaha ulaşmayı
dilemeyenlerin) yolu değil.
Allahû Tealâya Fatiha
Suresinde diyoruz ki:
İhdinâs sırâtel
mustakîm: Bizi, Sıratı Mustakîme
ulaştır.
Nasıl?
iyyâke nestaîn:
Yalnız Senden istiane isteriz.
İhdinâs sırâtel
mustakîm: Bizi, Sıratı Mustakîme
ulaştır.
Sırâtallezîne enamte
aleyhim: O yol ki, o Sıratı Mustakîm ki,
başlarının üzerine nimet verilenlerin yoludur.
Burada da 3. Sıratı Mustakîm
tarif edilmektedir. Kim Allaha ulaşmayı dilerse, Allah mutlaka ona
furkanlar verir ve o kişiyi 12 tane ihsanla mürşidine ulaştırır. Bu
mürşide ulaşıp da tâbî olan kişi Allaha doğru yola çıkar. Bu noktadan
itibaren kişi, Allaha ulaştıran Sıratı Mustakîm üzerindedir.
1-
3.
basamaktan 7. basamağa kadar, 1. Sıratı Mustakîm vardır.
2-
7.
basamaktan 14. basamağa kadar 2. Sıratı Mustakîm vardır.
3-
Ruhumuzu Allaha ulaştıran Sıratı Mustakîm, 3. Sıratı Mustakîmdir.
4-
Fizik
vücudumuzu Allaha teslim etmemizi sağlayan Sıratı Mustakîm, 4. Sıratı
Mustakîmdir.
5-
Nefsimizi teslime yarayan Sıratı Mustakîm 5. Sıratı Mustakîmdir.
6-
Bizi
irşada ulaştıran, irşad olmaya ulaştıran Sıratı Mustakîm, 6. Sıratı
Mustakîmdir.
7-
İrademizi Allaha teslim ettiğimiz Sıratı Mustakîm ise 7. Sıratı
Mustakîmdir.
Bunlardan sadece 3. Sıratı
Mustakîm, 14. basamaktan 21. basamağa kadar devam eden 7 basamaklık bir
çıkışı ihata eden Sıratı Mustakîm, aslında Tarîki Mustakîmi de
içerisine alan 4 tane sebîlden oluşan yoldur. Herkes Allaha ulaşmayı
dilediği anda Sıratı Mustakîmin üzerindedir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
6/EN'AM-87: Ve min
âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ
sırâtın
mustekîm(mustekîmin).
Ve
onların babalarından,
zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden
onları
seçtik. Ve onları
Sıratı
Mustakîm'e (Allaha ruhu ulaştıran
yola) hidayet ettik (ulaştırdık).
6/EN'AM-88: Zâlike
hudallâhi yehdî bihî men yeşâu
min ıbâdih(ıbâdihî),
ve lev eşrekû
le habita anhum mâ kânû yamelûn(yamelûne).
İşte
bu Allahın
hidayetidir. Kullarından
dilediğini
onunla hidayete erdirir.
Ve eğer
şirk
koşsalardı,
elbette yapmış
oldukları
şeyler
heba olurdu (boşa
giderdi).
Allahû Tealâ Enam-87de
peygamberlerden bahsetmekte ve onların soyundan seçtiklerini Sıratı
Mustakîme ulaştırdığını ifade etmektedir. Onlar resûllerdir. Ama burada
seçim söz konusu olduğu için, başlangıçta Sıratı Mustakîm üzerinde
olmayan bu kişiler Allaha ulaşmayı diliyorlar ve 1. Sıratı Mustakîmin
üzerinde oluyorlar.
Enam-88e geliyoruz:
İşte bu Allahın hidayetidir.
Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Eğer şirk
koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu.
Burada Allahû Tealânın
söylemek istediği şeyler, her açıdan bir Kurân hakikatinin
habercisidir. Allahû Tealâ Enam-87de: Onlardan, onların zürriyetinden
seçeriz. Seçeriz ve onları Sıratı Mustakîme ulaştırırız. diyor. Bu 1.
Sıratı Mustakîmdir.
Allahû Tealâ: Onları, onların
anne babalarından, zürriyetlerinden ve kardeşlerinden seçtik ve onları
Sıratı Mustakîme hidayet ettik, Sıratı Mustakîme ulaştırdık. diyor.
Burada Allahû Tealânın seçmesi ve Sıratı Mustakîme ulaştırması söz
konusudur. Onlar peygamberler veya peygamber olmayan resûllerdir. Ama
seçilerek Allahû Tealâ tarafından Sıratı Mustakîme ulaştırılıyorlar.
Allahû Tealâ Enam-88de diyor
ki:
Zâlike hudallâhi yehdî
bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî): İşte
bu Allahın hidayetidir. Kullarından dilediğini bununla hidayete
erdirir.
ve le eşrekû le habita
anhum mâ kânû yamelûn(yamelûne): Eğer
şirk koşsalardı, o zaman amelleri boşa giderdi. Yapmış oldukları şeyler
heba olurdu.
mâ:
şeyler
kânû yamelûn:
işlemiş oldukları ameller
Buradaki şirk kavramına
dikkat edin. Bu açık şirk değildir. Açık şirkte insanların puta
tapmaları söz konusudur ama bu gizli şirktir. Yani Allaha ulaşmayı
dilemeyen bir kişinin şirkidir.
Biliyorsunuz, kim Allahû
Tealâya ulaşmayı dilemezse Rum Suresinin 32. âyet-i kerimesine göre o
şirktedir. Sadece Allaha ulaşmayı dileyenler şirkten kurtulur. Bir defa
daha Rum-31 ve 32ye bakalım:
30/RUM-31: Munîbîne
ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
Ona
(Allaha) yönelin (Allaha ulaşmayı
dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı
ikame edin (namaz kılın).
Ve (böylece) müşriklerden
olmayın.
30/RUM-32: Minellezîne
ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean),
kullu hızbin bimâ ledeyhim
ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden
olmayın
ki) onlar, dînlerinde fırkalara
ayrıldılar
ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
Allaha yönel, Allaha
ulaşmayı dile ve böylece Allaha karşı takva sahibi ol.
Bir başka ifadeyle Allahû
Tealâ: Allaha ulaşmayı dilemezsen takva sahibi olamazsın. Allaha
ulaşmayı dile ve takva sahibi ol. diyor. Ondan evvel kişi dalâlettedir,
küfürdedir. Allaha ulaşmayı dilediği takdirde takva sahibi olur.
Allahû Tealâ: Namaz kıl ve
müşriklerden olma. diyor. Allaha ulaşmayı dilemeyen kişi müşriktir. Ne
tür bir şirktir? Rum Suresinin 32. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ
anlatıyor: O müşriklerden olma ki, onlar dînlerinde fırkalara
ayrılmışlardır. Her biri ayrı ayrı hizipler oluşturmuşlardır ve bütün
hizipler kendi ellerindekiyle ferahlanırlar.
Burada gruplara ayrılanlar
vardır. Bunlardan sadece bir tanesi Allaha ulaşmayı dileyenler, şirkte
olmayanlardır. Geri kalan bütün fırkalar Allaha ulaşmayı
dilemeyenlerdir.
72 fırka söz konusudur. Her
bir fırkanın içinde de Allaha ulaşmayı dileyen küçük gruplar 73.
fırkayı oluşturur. Allaha ulaşmayı dilemeyenlerin 72 fırkası şirkte
olanlardır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)in
söylediği söz burada tahakkuk etmektedir, buyuruyor ki: Benim ümmetim
için açık şirk mevzu bahis olamaz. Benim ümmetimin açık şirke düşmesi
mümkün değildir ama gizli şirkten korkarım. Gizli şirk, Allaha
ulaşmayı dilemeyenlerin içine düştüğü şirktir. Bu konu Sebe Suresinde
daha açık bir şekilde anlatılmaktadır:
34/SEBE-20: Ve lekad
saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel
mûminîn(mûminîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar
üzerindeki zannını
(hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan
bir fırka
(Allah'a ulaşmayı
dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana)
tâbî oldular.
Şeytana kul olanlar Sebe-20de
kâfirler olarak, Rum-31, 32de de şirkte olanlar olarak geçmektedir.
Ama bir tek fırka müminler fırkasını oluşturmaktadır ki onlar Allaha
ulaşmayı dileyenlerdir.
Allahû Tealâ buradaki Sıratı
Mustakîmin de ilk Sıratı Mustakîm olduğunu kesinleştirmektedir. Çünkü
öyle olmasaydı yani Sıratı Mustakîm üzerinde olmasalardı, onlar şirkte
olanlar olacaklardı. Demek ki bu 1. Sıratı Mustakîmdir.
Enam-153deki Sıratı Mustakîm
ise, Sıratı Mustakîmlerin bütünüdür, hepsidir. Ama en baştaki Allaha
ulaşmayı dileyenlerin Sıratı Mustakîmi, 1. Sıratı Mustakîmdir. Aslında
1. Sıratı Mustakîmi en güzel anlatan âyetlerden birisi Enam-153tür.
Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır:
6/EN'AM-153: Ve enne hâzâ
sırâtî mustekîmen
fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an
sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu,
benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun.
Ve (başka) yollara tâbî
olmayın
ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır.
İşte
böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Böylece siz takva sahibi
olursunuz.
Allahû Tealâ Enam-152de ne
söylemişti:
6/EN'AM-152: Ve lâ takrebû
mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu),
ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı),
lâ nukellifu nefsen illâ
vusahâ ve izâ kultum fadilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi
evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin
malına, o en kuvvetli çağına
gelinceye kadar, en güzel şekliyle
olmadıkça
yaklaşmayın.
Ölçü ve tartıyı
adaletle yerine getirin.
Kimseyi gücünün dışında (bir
şey
ile) sorumlu tutmayız.
Söylediğiniz
zaman, yakınınız
olsa bile, artık
adaletle söyleyin. Allahın
ahdini yerine getirin (ifa edin).
Böylece tezekkür
edersiniz diye, (Allah) işte
böyle, size onunla vasiyet (emir)
etti.
ve bi ahdillâhi evfû:
Allahın ahdini ifa edin, yerine getirin. Yani ruhunuzu, vechinizi,
nefsinizi ve iradenizi de Allaha teslim edin.
Ve enne hâzâ sırâtî
mustekîmen: İşte bu Sıratı Mustakîmdir.
fettebiûh(fettebiûhu):
Ona tâbî olun
ve lâ tettebiûs subule
fe teferreka bikum an sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum
tettekûn(tettekûne): Onun dışındaki
fırkalardan hiçbirine tâbî olmayın ki o fırkaların hepsi sizi Allahın
yegâne yolundan, Sıratı Mustakîmden ayırır.
Allahû Tealâ ne demek istiyor?
Burada da tıpkı Rum-32deki olay ifade edilmektedir. Fırkalara
ayrılanların yani o 72 fırkanın içinde, Allaha ulaşmayı dileyenlerin
oluşturduğu o tek fırka, 73. fırka söz konusudur.
Fırkalara ayrılırsanız o
zaman, Allahın yegâne yolu olan Sıratı Mustakîm üzerinde olmazsınız.
ifadesi, bu Sıratı Mustakîmin başlangıçtaki Sıratı Mustakîmden
başladığını kesinleştirmektedir. Çünkü Rum-31 ve 32yi bununla
birleştirdiğimiz zaman ortaya çıkan gerçek 73 fırkadır. 72 fırka ve
onların içindeki 73. fırka. Öyleyse 72 tane fırka, kaybedenlerin
oluşturduğu fırkadır. 73. fırka ise Sıratı Mustakîmin üzerinde
olanların oluşturduğu fırkadır. Rum-31 ve 32deki şirkte olmayanlar 73.
fırkayı oluşturmaktadır. Burada da şirkte olmayanlar, Sıratı Mustakîmin
üzerinde olanlardır.
Sebe Suresinin 20. âyet-i
kerimesi indirildiği zaman sahâbe, Peygamber Efendimiz (S.A.V)e sorar:
- Ey Allahın Resûlü kaç
fırka olacak?
- 73
- Peki, hangi fırka
kurtulacak, bir tek fırka mı?
- Evet, bir tek fırka.
- Bu fırkanın ismi nedir Ey
Allahın Resûlü?
- İsmi Fırka-ı Naciye yani
kurtulanların fırkasıdır.
- Ey Allahın Resûlü,
bunların özellikleri nedir?
- Onların özellikleri sizler
gibi ve benim gibi Sıratı Mustakîmin üzerinde olmalarıdır.
Necat, kurtuluş demektir.
Naciye de kurtulanlar anlamındadır. Fırka-ı Naciye kurtulanların
fırkası, kurtuluş fırkasıdır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından,
kurtulanların bu bir tek fırkayı oluşturdukları, geri kalan 72 fırkanın
cehenneme gideceği ifade edilmiştir. İşte bu Sıratı Mustakîmin üzerinde
olanlar o tek fırkayı oluşturur. Onlar müminler, ötekiler şirkte
olanlar yani kâfirlerdir.
Enam-153te de Allahû Tealâ
aynı şeyi söylüyor: Eğer başka bir yola girerseniz, bütün bu yollar
sizi Allahın yegâne yolu olan Sıratı Mustakîmden uzaklaştırır,
saptırır. Öyleyse sadece Sıratı Mustakîmin üzerinde olanlar tek
fırkayı oluşturanlar şirkten, küfürden, dalâletten, hüsrandan ve
cehennemden kurtulanlardır. Bütün negatif faktörlerden kurtulanlar 1.
Sıratı Mustakîmin üzerinde olanlardır. Yani diğer 72 fırkanın
yanlışlıklarına düşmeyip Allaha ulaşmayı dileyenlerdir.
Ya Allaha ulaşmayı dilemek ve
mutlaka necata ulaşmak, Fırka-ı Naciyeye girmek, mümin olmak, mutlaka
cennete girmek söz konusudur ya da böyle olmamak ve asla kurtulamamak
söz konusudur. Seçim insanlara bırakılmıştır.
Allahû Tealâ Enam-153te de
Fırka-ı Naciyeden, o bir tek fırkadan Sıratı Mustakîmin üzerinde
olanlar diye bahsetmektedir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)in ifadesi
nasıldı: Onlar da sizler ve benim gibi Sıratı Mustakîmin üzerinde
olanlardır.
Allahû Tealâ Yunus-25te şöyle
buyurmaktadır:
10/YUNUS-25: Vallâhu
yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu
ilâ sırâtin
mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm)
yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zatına
ulaştırmayı)
dilediği
kimseyi, Sıratı
Mustakîme ulaştırır.
Allah, selâm yurduna davet
eder. İfade budur. Ama aslında bu ifade, Allah, teslim yurduna davet
eder. şeklindedir. Neden? Çünkü buradaki selâm yurdu Allahın Zatıdır.
Selâm kelimesi ve teslim
kelimesi aynı mânâya gelir. Selâm, teslim, müsellem, müslim, müslüman,
İslâm, eslemu; hepsi aynı kökten gelmektedir. Silm kökü, sin-lam ve mim.
Buradaki selâm yurdunun Allahın Zatı olduğu kesindir.
Burada böyle bir açıklama
yok. denilecektir. Doğru, burada açıklama yok ama Nisa-175te Allahû
Tealâ ne diyordu?
4/NİSA-175: Fe
emmellezîne âmenû billâhi vatesamû bihî fe se yudhıluhum
fî rahmetin minhu ve fadlın
ve yehdîhim ileyhi sırâtan
mustekîmâ (mustekîmen).
Allaha âmenû olanları ve
Ona sarılanları
(sarılmayı
dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın
içine koyacak ve onları,
Kendisine ulaştıran
Sıratı
Mustakîme (Allaha ulaştıran
yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.
Kim Allaha ulaşmayı ve
Allaha sarılmayı dilerse, yani Allahın Zatında yok olmayı dilerse,
Allah onları rahmetinin ve fazlının içine koyar ve onları Kendisine
ulaştıran Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.
Allahın rahmetinin ve
fazlının içine koyması ne demektir? O kişi mürşidine ulaşacaktır,
ulaştıktan sonra zikir yapacaktır. Zikir yapmaya başladığı andan
itibaren de 2. Sıratı Mustakîmde olacaktır. Zikir onun nefsinin
kalbinde nur birikimini temin edecektir. Mürşidine ulaşmadan evvel
kişinin nefsinin kalbine evvelâ %2 rahmet nuru girecektir. İrşad
makamına tâbî olduğu andan itibaren gerçek anlamda nefs tezkiyesi
başlayacaktır.
Çünkü başlangıçta kalbine
giren bu %2 rahmet nuru, sadece rahmet nuru gönderen Rahîm esmasının
faaliyete geçtiğinin müjdesidir. Öncü kuvvetler olarak Rahîm esmasının
habercileri olan rahmet nurları, kalbe girip sadece %2lik bir yer işgal
ederler. Bu bir müjdedir. Öncülerin girdiğini ifade eder.
Neden fazl değil de rahmet
nuru? Çünkü Rahîm esması tecelli ediyor. Tecelli eden esma Rahîm esması
olduğu için Rahîm esmasının gönderici kuvveti rahmet nurlarıdır. Rahmet
nurları kargo uçağı hüviyetindedir. Hem nurdur hem de başka nurları
beraberinde getirir. Bu sebeple Allahû Tealâ Zumer Suresinin 23. âyet-i
kerimesinde: Allah nurlarını ikişer ikişer indirir. buyurmaktadır.
39/ZUMER-23: Allâhu
nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen
mesâniye takşaırru
minhu culûdullezîne yahşevne
rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi),
zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu,
ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Allah, ihdas ettiği (nurların)
ahsen olanlarını
(rahmet, fazl ve salâvâtı),
ikişer
ikişer
(rahmet-fazl ve rahmet-salâvât), Kitaba müteşabih
(benzer) olarak indirdi.
Rablerinden huşû
duyanların
ciltleri ondan ürperir. Sonra onların
ciltleri ve kalpleri Allahın
zikriyle yumuşar,
sukûnet bulur (yatışır).
İşte
bu, Allahın
hidayetidir, dilediğini
onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa
artık
onun için bir hidayetçi yoktur.
Allahû Tealâ burada: Allah nurlarını ikişer ikişer indirir.
buyurmaktadır. Bir önceki âyet-i kerimede de bu ikişer ikişer inen
nurların insanın kalbine girdiği zaman o kalbi aydınlattığı ifade
edilmektedir.
Zumer-22de, Allahın Allaha teslim etmek üzere göğsünü yarıp da
göğsünden kalbine nur yolu açtığı kişilerle, kalplerine nur girmeyen,
karanlıkta olan insanlar mukayese ediliyor:
39/ZUMER-22: E fe men şerehallâhu
sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil
kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi),
ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin göğsünü
İslâm
için (Allaha teslim için) yarmışsa
artık
o, Rabbinden bir nur üzere olur. Allahın
zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların
vay haline! İşte
onlar, apaçık
dalâlettedirler.
Bir
unsurla karşı karşıyayız. Allahın bahsettiği Sıratı Mustakîm, Allaha
ulaştıran bir Sıratı Mustakîmdir. Kim Allah'a ulaşmayı ve Allahın
Zatında yok olmayı dilerse, Allah onları Allaha ulaştıran Sıratı
Mustakîme ulaştırır. Aslında burada 3 Sıratı Mustakîm birden söz
konusudur.
1.
Sıratı Mustakîm, 3. basamaktan 7. basamağa kadar gelir, Allah'a ulaşmayı
dileyenlerin Sıratı Mustakîmidir.
2.
Sıratı Mustakîm, 7. basamaktan 14. basamağa kadar gelir, kişiyi irşad
makamına ulaştırır.
3.
Sıratı Mustakîm, 14. basamaktan 21. basamağa kadar gelir, ruhu Allahın
Zatına ulaştırır.
1.
Sıratı Mustakîmde Allah'a ulaşmayı dileyen kişiye Allah, Rahîm
esmasıyla tecelli eder. Bu tecelli o kişinin irşad makamını göremeyen
gözlerini ve görme hassasını irşad makamını görecek hale getirir. İrşad
makamının sözlerini işitemeyen, mânâsına varamayan kulaklarıyla, işitme
(semî) hassasını çalışır hale getirir. Allahû Tealâ o kişinin kalbinin
içindeki ekinneti çıkartarak yerine ihbat koyar. Bunu kalbin mührünü
açarak yapar ve kişi irşad makamının söylediklerini idrak etmeye başlar.
1.
Sıratı Mustakîmde sadece bu olay vardır. Kör, sağır ve dilsiz olan bu
insanlar Sıratı Mustakîm üzerindedirler. Bu 1. Sıratı Mustakîm sadece, o
insanları gören, işiten ve idrak eden hüviyete sokar. Yeter mi? Bununla
beraber çok önemli bir başka olay daha cereyan eder. Allahû Tealâ Enfal
Suresinin 29. âyet-i kerimesi gereğince o kişinin bütün günahlarını
örter:
8/ENFAL-29: Yâ
eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yecal lekum furkânen ve yukeffir
ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey
âmenû olanlar, Allaha karşı
takva sahibi olursanız
sizi furkan (hak ve bâtılı
ayırma
özelliği) sahibi kılar!
Ve sizden (sizin) günahlarınızı
örter ve size mağfiret
eder (günahlarınızı
sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Allahû Tealâ burada, takva sahibi olan bir kişinin bulunduğu hüviyeti,
takva sahibi olunduğu takdirde hedefin nereye gideceğini ifade
etmektedir.
Allahû Tealâ: Ey âmenû olanlar, takva sahibi olun. diyor. Burada takva
sahibi olmadan evvelki âmenû olan bir kişi söz konusudur. Kişi Allaha
inanıyor ama Allah'a ulaşmayı dilemediği için takva sahibi değildir.
Allahû Tealâ: Takva sahibi ol, Allah'a ulaşmayı dile. diyor. Kişi
diliyor. O zaman Allahû Tealâ ne yapacak? Allahû Tealâ buyuruyor ki:
Takva sahibi ol ki, Allah senin günahlarını örtsün. Sonra da sevaba
çevirsin. Sana furkanlar versin. Bu furkanları verirken günahlarını
örtsün ve sevaba çevirsin.
Furkanlar, kişinin gözlerinin ve görme hassasının görür hale gelmesi,
kulaklarının işitme hassasının işitir hale gelmesi, kalbinin mührünün
alınması, kalpteki ekinnetin dışarı alınarak yerine ihbat konulmasını ve
açılmasını sağlar. Allahû Tealâ, Allaha ait olan kurumları gören,
işiten ve idrak eden, irşad makamını irşad makamı olarak gören, onun
sözlerini irşad makamının sözleri olarak değerlendiren ve kalbine
indirerek söylediklerini idrak eden bir insan oluşturur ve o kişinin
bütün günahlarını örter. Bunun mânâsı, o kişinin sevaplarının
günahlarından fazla olmasıdır. Burada kişi Sıratı Mustakîm üzerindedir.
İşte o Sıratı Mustakîm Allahın davetine icabet eden insanların Sıratı
Mustakîmidir.
Kişi Allah'a ulaşmayı dilemiştir. Yunus Suresinin 25. âyet-i kerimesinde
geçen Allahû Tealânın dârus
selâm:
selâm yurdu ifadesi aslında Allahın Zatına teslim olmayı ifade eder.
Selâm yurdu, teslim yurdudur. Çünkü Allah'a ulaşmayı dileyen kişileri
Allah, Kendisine davet eder, selâm yurduna davet eder. Allah dilediği
kişiyi -bu kişi mutlaka Allah'a ulaşmayı dileyen kişidir ki- onu Sıratı
Mustakîme ulaştırır. Sıratı Mustakîme ulaştırılanların, Allah'a
ulaşmayı diledikleri, Nisa-175te ifade edilmektedir:
4/NİSA-175: Fe
emmellezîne âmenû billâhi vatesamû bihî fe se yudhıluhum
fî rahmetin minhu ve fadlın
ve yehdîhim ileyhi sırâtan
mustekîmâ (mustekîmen).
Allaha âmenû olanları ve
Ona sarılanları
(sarılmayı
dileyenleri) Allah, Kendinden bir rahmetin ve fazlın
içine koyacak ve onları,
Kendisine ulaştıran
Sıratı
Mustakîme (Allaha ulaştıran
yola) hidayet edecektir, ulaştıracaktır.
Kim Allaha ulaşmayı ve Ona sarılmayı dilerse.
Selâm yurduna davet edilenlerin ulaştığı yer de, Nisa-175teki Allah'a
ulaşmayı dileyenlerin, Allaha sarılmayı dileyenlerin ulaştığı yer de
Sıratı Mustakîmdir. Nisa-175te, Sıratı Mustakîmin Allahın Zatına
ulaştırdığı kesinlik kazanmaktadır.
Yunus-25 de Allahın Zatını ifade etmektedir. Sıratı Mustakîm üzerinden
Allahın Zatına doğru bir yolculuk söz konusudur. Nitekim bir sonraki
âyette Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır:
10/YUNUS-25: Vallâhu yed'û
ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu
ilâ sırâtin
mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm)
yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zatına
ulaştırmayı)
dilediği
kimseyi, Sıratı
Mustakîme ulaştırır.
10/YUNUS-26: Lillezîne
ahsenûl husnâ ve zîyâdeh(zîyâdetun), ve lâ yerheku vucûhehum katerun ve
lâ zilleh(zilletun), ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ
hâlidûn(hâlidûne).
Onlar için Ahsenül hüsna
(Allah'ın Zat'ına
ulaşmak)
ve ziyadesi (daha fazlası,
Allah'ın
cemalini görmek) vardır.
Onların
yüzlerini bir keder kaplamaz ve bir zillet (küçük düşme,
hakirlik) yoktur. İşte
onlar, cennet halkıdır.
Onlar, orada devamlı
kalanlardır.
Onlar için Allahın Zatı (Ahsenül Hüsna) vardır ve daha ötesi vardır.
Ahsenül Hüsna; güzellerin en güzeli demektir. Ruhun Allaha ulaşması söz
konusudur.
Ziyadesi, onun da ötesi demektir.
Neticede irşad makamına ulaşıp Allahın Zatını görmek vardır.
Yunus-25te Allaha ulaştıran 3. Sıratı Mustakîm ifade edilmektedir.
Öyleyse baştan söylediğimiz olayda, Allahû Tealânın Sıratı Mustakîme
ulaştırması 1. Sıratı Mustakîmdir. Enam-153te Sıratı Mustakîmin
üzerinde olmak ya da olmamak söz konusuysa, o mutlaka 1. Sıratı
Mustakîmdir. Kişi Allah'a ulaşmayı diler, Allah'a ulaşmayı diledikten
sonra mürşidine ulaşmadan evvelki kademede 1. Sıratı Mustakîm biter.
Burası 7. basamaktır.
Kişi furkanları alır, günahları sevaplarını aşar, cennete ehil olur ama
sadece 1. kat cennetin sahibidir. Bu noktadan itibaren Allahû Tealâ
kişiye ulaşacaktır. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: Kim
Allaha âmenû olursa Allah onun kalbine ulaşır.
64/TEGABUN-11: Mâ esâbe min
musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi), ve men yu'min billâhi yehdi
kalbeh(kalbehu), vallâhu bikulli şey'in
alîm(alîmun).
Allahın
izni olmadan (kimseye) bir musîbet isabet etmez. Ve kim Allaha
âmenû olursa Allah, onun kalbine ulaşır
(hidayet eder).
Ve Allah, herşeyi
bilendir.
Bu
ulaşma keyfiyeti Allahın o kişinin gözünü, kulağını ve kalbini açtıktan
sonraki kademedir. Allah kalbe ulaşır. Ne yapar? Kalbin nur kapısını,
kalbi Allaha çevirir. Sonra o kişinin göğsünü yarar. Göğsünden kalbine
nur yolu açar:
6/EN'AM-125: Fe men
yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah
sadrehu lil islâm(islâmi),
ve men yurid en yudıllehu
yecal sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassaadu fîs semâi, kezâlike
yecalûllâhur ricse alâllezîne lâ yuminûn(yuminûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı
dilerse onun göğsünü
yarar ve (Allaha) teslime
(İslâma) açar.
Kimi dalâlette bırakmayı
dilerse, onun göğsünü
semada yükseliyormuş
gibi daralmış,
sıkıntılı
yapar. Böylece Allah, mümin olmayanların
üzerine pislik (azap, darlık,
güçlük) verir.
Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse, o kişiyi teslime ulaştırmak
için, kişinin kalbini, ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini Allaha
teslim etmesi için, onun göğsünü yarar, göğsünden kalbine bir nur yolu
açar.
Burada Allahû Tealânın açtığı bir yol vardır. Allah kişinin göğsünden
kalbine bir yol açar. Kişi zikir yaptığında Allahın katından gelen
rahmet ve salâvât nurları kişinin kalbine ulaşsın diye bunu yapar.
Bu
noktadan sonra kişi zikir yapmaya başlar. Bu noktada kişinin kalbine
sadece %2 rahmet nuru girer ve kişi huşû sahibi olur. Allahû Tealâ huşû
sahibi olduğu zaman, ona mutlaka mürşid sevgisi verir. Kişi Allahû
Tealâdan mürşidini talep eder. Allah ona mutlaka mürşidini gösterir. Bu
noktada tâbiiyet söz konusudur. Tâbiiyet 14. basamakta gerçekleşir.
Demek ki 7. basamaktan itibaren, 14. basamağa kadar 8, 9, 10, 11, 12,
13, 14. basamaklar, 2. 7li basamak; 2. Sıratı Mustakîmi ifade eder. Bu
Sıratı Mustakîmde ruh henüz yola çıkmamıştır. Mürşide ulaştıktan sonra
yola çıkacaktır. Bu kademede kişi, mürşidine ulaşana kadar 2. Sıratı
Mustakîmin üzerindedir.
İlk
Sıratı Mustakîm Allah'a ulaşmayı dileme davetine icabet edenin Sıratı
Mustakîmidir. 2. Sıratı Mustakîm Allah'a ulaşma davetine icabet edenin
Sıratı Mustakîmidir. Allah'a ulaşmayı dileme daveti başka, Allah'a
ulaşma daveti başkadır. Kişi evvelâ Allah'a ulaşmayı dileme davetine
icabet eder. Burada 1. Sıratı Mustakîm üzerindedir. Sonra 7. basamaktan
14. basamağa kadar Allah'a ulaşma davetine icabet eder. Burada da 2.
Sıratı Mustakîm üzerindedir. 14. basamakta mürşide tâbî olur. Bu
noktadan itibaren Allaha ulaştıran Sıratı Mustakîmin üzerindedir.
Konumuzun başında söylediğimiz gibi Allaha ulaştıran Sıratı Mustakîm;
iki yatay, iki tane de dikey 4 sebîlden oluşur. Nerelerden geçtiğini
anlattık ve böylece ruhumuz Allaha ulaştı. Böylece 3. Sıratı Mustakîm
de tamamlandı.
4.
Sıratı Mustakîm, o kişinin fizik vücudunu Allaha teslim ettiği Sıratı
Mustakîmdir. Fizik vücut Allahû Tealâya teslim edilir. 21. basamaktan
25. basamağa kadar geçen 22, 23, 24 ve 25. basamaklar fizik vücudun
Allaha teslimini içerir. Bu da fizik vücudun Sıratı Mustakîmidir.
Fizik vücut bizden ayrılıp da Allahû Tealâya ulaşmaz. Ama bu fizik
vücut, kalbindeki nurlar %81e ulaşınca, Allahın bütün emirlerini
yerine getirir, yasak ettiği hiçbir fiili işlemez. İşte bu, Allaha
teslimi ifade eder. Burada Allaha teslimi gerçekleştiren bir Sıratı
Mustakîm söz konusudur. Fizik vücut teslim olur. Burası 4. Sıratı
Mustakîmdir.
Fizik vücudun tesliminden sonra yani 25. basamaktan 26. basamağa ulaşan
bir Sıratı Mustakîm daha vardır. O kişiyi daimî zikre ulaştıran Sıratı
Mustakîmdir.
Bütün bu Sıratı Mustakîmler her biri ayrı bir mânâ ifade eder. Kim
daimî zikre ulaşmışsa o, nefsini Allaha teslim etmiştir. Burada kişi
birtakım özelliklerin sahibi olmuştur. Bu kişi daimî zikrin sahibidir.
Bu sebeple kalbinde hiç afet kalmamıştır. Kalbinde hiç afet kalmadığı
için de hem kalp kulağı açılmış hem de kalp gözü açılmıştır. Yani
ulûlelbabtan, lübblerin sahiplerinden birisi olmuştur. Daimî zikrin
sahibi, ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allahı
zikreder.
3/AL-İ
İMRAN-191: Ellezîne
yezkurûnallâhe kıyâmen
ve kuûden ve alâ cunûbihim
ve yetefekkerûne fî halkıs
semâvâti vel ard(ardı),
rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan),
subhâneke fekınâ
azâben nâr(nârı).
O
(Ulûlelbab) ki; (lübblerin, Allahın
sır
hazinelerinin sahipleri), onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü
yatarken (hep) Allahı
zikrederler.
Göklerin ve yerin yaratılışı
hakkında
tefekkür ederler. (Ve derler
ki): Ey Rabbimiz! Sen, bunları
bâtıl
olarak (boşuna)
yaratmadın.
Seni tesbih (tenzih) ederiz. Bizi, ateşin
azabından
koru.
Tüm
bu âyetler boyunca Allahû Tealâ insanların ayrı ayrı Sıratı
Mustakîmlerde Allaha yaklaştığını açıklamaktadır. Bunlardan sadece bir
tanesi gerçek bir yolculuğu ifade eder. Bunun adı seyr-i sülûktur. Orada
iki yatay, iki dikey 4 tane sebîl söz konusudur. Bunlardan 7 tane katı
aştığımız sebîlin adıysa Tarîki Mustakîmdir.
Bizi ulûlelbab olduktan sonra ihlâsa ulaştıran Sıratı Mustakîm 6.
Sıratı Mustakîmdir. İhlâs noktası, o kişinin irşad olduğunu gösterir.
İrşada ulaştığımız bir Sıratı Mustakîm söz konusudur. Geriye sadece
salâh makamına ulaştıktan sonra o kişinin 5 kademede iradesinin teslimi
kalır.
O
kişinin Tövbe-i Nasuha daveti söz konusudur. Ardından da günahlarının
örtülmesi, ona salâh nuru verilmesi ve günahlarının sevaba çevrilmesi
gerçekleşir. Bunlardan sonra kişi iradesini Allaha teslim edecektir.
İşte bu işlemlerin geçtiği Sıratı Mustakîm 7. ve son Sıratı
Mustakîmdir. Bu Sıratı Mustakîm kişiyi irşad makamının sahibi kılar.
İşte bu noktadaki Sıratı Mustakîm Allahû Tealâ tarafından Enam
Suresinin 153. âyet-i kerimesinde ifade ediliyor:
6/EN'AM-153: Ve enne hâzâ
sırâtî mustekîmen
fettebiûh(fettebiûhu), ve lâ tettebiûs subule fe teferreka bikum an
sebîlih(sebîlihi), zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki;
bu, benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun.
Ve (başka) yollara tâbî
olmayın
ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayı |