|
TESLİM
Konumuz, İslâmdan kopan
kavramlardan, 6. sıradaki; teslim.
1-
Ruhun
teslimi
2-
Fizik
vücudun teslimi
3-
Nefsin
teslimi
4-
İradenin teslimi
İslâm kelimesi, silm
kökünden gelmektedir. Sin, lâm ve mim Bu kökten gelen kelimeler
arasında; İslâm, selâm, selâmet, müslüman, müslim ve teslim kelimeleri
var. Türkçede en çok kullanılan kelime de teslim kelimesidir. Bu aynı
zamanda Kurânın unutulmuş kavramlarından biridir.
Siz Allaha teslim oldunuz
mu? dediğimiz zaman bize: İslâm, teslim demektir ve 5 tane şartı
vardır. Biz bu 5 şartın hepsini evelallah yerine getiriyoruz. Namaz da
kılıyoruz, oruç da tutuyoruz, zekât da veriyoruz, kelime-i şahadet de
getiriyoruz. Hamdolsun ki paramız var, hacca da gittik. 5 şartın beşi de
bizde tamam. İslâm teslim olmaksa ve İslâm 5 şarttan ibaret olduğuna
göre, hamdolsun ki, biz de bu 5 şartı devamlı gerçekleştirdiğimiz
cihetle; biz muhakkak ki Allaha teslim olanlarız. O zaman biz de
soruyoruz: Hay Allah razı olsun. İyi ki teslim olmuşun. Buraya kadar
iyi de acaba Allaha neyini teslim ettin? Ruhunu mu, fizik vücudunu mu,
nefsini mi, iradeni mi teslim ettin? Bütün bu 4 teslimi yapabilmen için,
evvelâ Allaha ulaşmayı diledin mi?
İslâm 4 teslim, 7 tane
safhadan oluşur. Allaha ulaşmayı dilemek 1. safhadır. Burada bir teslim
söz konusu değildir. Henüz ruhunuzu da vechinizi de nefsinizi de
iradenizi de hiçbirini teslim etmediniz ama Allah sizi teslim aldı.
1. safhada Allaha ulaşmayı
dilediğiniz zaman Allah, şeytan ile olan ilişkinizi kesip Kendisiyle
ilişkiye girmenizi sağlar. Şeytan o günden itibaren size hiçbir
kötülükte bulunamaz, üzerinizde bir tesir uyandırması mümkün değildir.
Allah ile olan ilişkilerinizde
böyle bir dizayn söz konudur. Her şey Allaha ulaşmayı dilemekle başlar.
3. basamakta Allaha ulaşmayı dilersiniz. 14. basamakta mürşidinize
ulaşırsınız. Allaha ulaşmayı dilediğiniz zaman Allahû Tealâya teslim
oldunuz mu? Hayır, siz teslim olmadınız, Allah sizi teslim aldı. Sizin
iradî talebiniz, Allaha ulaşmayı dilemektir. Bunu gerçekleştirince,
Allah ezelî ve ebedî vaadini mutlaka yerine getirir ve Allaha ulaşmayı
dileyen kişiyi teslim alır. Şeytanla sizin aranıza öyle bir duvar çeker
ki şeytan size hiçbir şekilde tesir edemez.
Demek ki daha Allaha ulaşmayı
diler dilemez Allahû Tealâ Allaha ulaşmayı dileyenler için diyor ki:
Onlar teslim olanlardır. Hiçbir şeyinizi teslim etmediniz, nasıl
teslim olanlar oluyor? Çünkü Allah sizi teslim alır.
14. basamakta mürşidinize
ulaşırsınız ve tâbî olursunuz. Mürşidiniz sizi Allah adına teslim alır.
Bu 2. teslimdir.
21. basamakta, ruhunuz Allaha
ulaşır. 22. basamakta, ruhunuz Allaha teslim olur. Bu, sizin yaptığınız
teslimlerden birincisidir. İlk iki teslimi siz yapmadınız. İlkinde, 3.
basamakta Allah sizi teslim aldı. İkincisinde, 14. basamakta mürşidinize
teslim oldunuz ve mürşid sizi teslim aldı. Sonra ruhunuzu Allaha teslim
ettiniz. İşte sizin iradenizle gerçekleştirdiğiniz teslim bu teslimdir.
Allaha ulaşmayı dilediğiniz
zaman, siz bir şey teslim etmezsiniz. Siz Allaha teslim olmazsınız,
Allah sizi teslim alır. Mürşidinize ulaştığınız zaman, mürşidiniz sizi
Allah adına teslim alır. Siz de mürşidinize Allah adına teslim
olursunuz. El öptüğünüz andan itibaren, teslim oldunuz demektir. Sonra
aldığınız emirleri uygulayarak 21. basamakta ruhunuzu Allaha
ulaştırırsınız.
22. basamakta ruhunuz Allahın
Zatında yok olur. Bu 1. tesliminizdir. Teslim etmeniz lâzım gelen
ruhunuz, vücudunuzdan ayrılır. Bu olay, sizin gayretinizle değildir.
Devrin imamının ruhu başınızın üzerinize gelir ve sizin ruhunuza şöyle
seslenir: Senin Allaha ulaşma günün, Allaha mülâki olma günün geldi.
Vücudu terk et. Allaha geri dön.
40/MU'MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî
alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine
ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allaha ulaşmayı dilediği için Allahın
da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine)
Allaha ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için,
emrinden (Allahın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının
ruhunu) ulaştırır.
Ruhunuz, Allaha doğru yola
çıkar. Nefsinizin kalbinde her %7 fazl birikiminde ruhunuz bir gök katı
aşar. Neticede Allahın Zatına ulaşır ve Allahın Zatında yok olur.
Böyle bir noktadan sonra ulaşmanız lâzım gelen şey fizik vücudun
teslimidir.
Şu anda beni dinleyen Mihr
Vakfı mensuplarının çoğu, Allaha ruhlarını ulaştırmışlardır. Allahın
ermiş evliyası olmuşlardır.
Bundan sonra fizik vücudu
Allaha teslim etmek söz konusudur. Nefsinizdeki nur birikimi %81i
bulduğu zaman fizik vücudunuz Allaha teslim olur. Sizin yaptığınız 1.
teslim, ruhunuzun Allaha teslimidir. 2. teslim de, fizik vücudunuzun
Allaha teslimidir. 26. basamakta ulûlelbab olursunuz ve nefsinizi
Allaha teslim edersiniz.
Bir sonraki aşama, 26 ve 27.
basamaklarda iradenizi Allaha teslim etmeden evvelki aşama, irşad
olmanızdır. 28. basamakta iradenizin Allaha teslimi söz konusudur ki bu
da 7. ve son safhadır.
Ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi
ve iradenizi teslim ederek, 7 safhada 4 tane teslim gerçekleştirmiş
olursunuz. Bu safhaların hepsi üzerinize farzdır.
Allaha ulaşmayı dilemek
üzerinize farz mıdır? Hem de 3 defa farzdır. Allahû Tealâ, Rum Suresinin
31. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:
30/RUM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ
tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
Ona
(Allaha) yönelin (Allaha ulaşmayı dileyin)
ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece)
müşriklerden olmayın.
munîbîne ileyhi:
Ona, Allaha yönel, Allaha ulaşmayı dile.
Olay munîbîne ileyhi
ile başlıyor.
Lokman Suresinin 15. âyet-i
kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
31/LOKMAN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun
fe lâ tutıhumâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi sebîle men
enâbe ileyy (ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ
kuntum tamelûn (tamelûne).
Bilgin
olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse,
ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana
yönelenlerin (ruhunu Bana ulaştırmak üzere yola çıkaranların) yoluna
tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size
haber vereceğim.
O kadar mı? Hayır, değil.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:
39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en
yetiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve
Rabbinize (Allaha) yönelin (ruhunuzu Allaha ulaştırmayı dileyin)! Ve
size azap gelmeden önce Ona (Allaha) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi,
nefsinizi, iradenizi Allaha teslim edin). Sonra yardım olunmazsınız.
Allaha ulaşmayı dilemek ve
teslim olmanın bütün boyutları Zumer-54de ifade edilmiştir. Ruhunuzu
teslim etmek de fizik vücudunuzu teslim etmek de nefsinizi teslim etmek
de iradenizi teslim etmek de, hepsi bu âyet-i kerimenin içinde yer
alıyor.
Ruhunuzu Allaha ulaştırmayı
dilemek üzerinize farz mıdır? Gördük ki Allahû Tealâ üzerimize 3 defa
farz kılmıştır. Allahû Tealâ şöyle söylüyor: Onlar ki Allaha ulaşmayı
dilerler, onlar teslim olmuşlardır. Aslında teslim olmalarının sebebi,
Allahın onları Kendisine teslim almasıdır.
Şimdi bu muhtevada konunun
Kurânla ilişkisi nedir? Allahû Tealâ gördük ki Allaha ulaşmayı
dilememizi üzerimize farz kılmıştır. Peki ya bugün? Bugün İslâmın 5
şartı vardır ve bu 5 şartın dışında hiçbir şey yoktur. Bu 5 şart,
teslimlerin hiçbirisini içermemektedir. İslâmın 5 şartıyla
kurtulacağını zanneden koskoca İslâm âlemi korkunç bir tuzak içindedir.
Bu bütün İslâm âlemini cehenneme götürecek olan bir tuzaktır. Ne yazık
ki insanlar buna ciddî şekilde inanmışlardır. Hadi sokaktaki adam inanır
ama bizim sevgili dîn adamlarımız da inanmışlardır.
Allahû Tealâ, 7 safhada 4
teslimi emretmektedir, farz kılmaktadır. Şimdi Kurân âyetleri ile ispat
edeceğiz ki bütün sahâbe 7 safhanın yedisini de yaşamıştır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve
sahâbe ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini de Allaha
teslim ettikleri halde, üzerimize farz olduğu da Kurân-ı Kerim
âyetlerince sabit olduğu halde, iblis insanların başına öyle bir çorap
örmüş ki; bütün teslimleri devreden çıkarmıştır. Ne ruhun teslimi ne
fizik vücudun teslimi ne nefsin ne de iradenin teslimi artık yoktur.
İşte muhtevaya bakıyoruz:
Allaha ulaşmayı dilemek farzdır.
1. basamakta, olaylar yaşanır.
2. basamakta, olaylar
değerlendirilir ve insanlar olaylara karşı tavırlarını ortaya koyarlar.
Allahû Tealâ tarafından insanların çok büyük bir kısmı 2. basamakta
seçilirler. Bu seçilenlerden kim Allaha ulaşmayı dilerse, sadece onlar
3. basamağa geçerler. Allah kimin kalbinde Allaha ulaşma talebini
görürse, işitirse ve bilirse (ki aynı anda görür, işitir ve bilir), o
zaman o kişi Allaha ulaşmayı dilemiştir ve 3. basamaktadır. 3.
basamakta, kişi Allaha ulaşmayı dileyen kişi, bu noktadan itibaren
cehennemden yakayı sıyırmıştır ve 1. kat cennetin sahibi olmuştur.
Allahû Tealâ Allaha ulaşmayı
dileyenleri, işitenler olarak ve Allaha teslim olanlar olarak
değerlendirir. Aslında onlar Allaha teslim olmazlar, Allah onları
teslim alır.
4. basamakta, Allahû Tealâ
kişiye Rahîm esmasıyla tecelli ederek furkanlar vermeye başlar.
5. basamakta, bu kişinin
gözlerindeki ve görme hassalarındaki engelleri alır.
6. basamakta, kulaklarındaki
ve işitme hassalarındaki engelleri alır.
7. basamakta, kalplerindeki
engelleri alır ve kalbine o kişinin idrakini sağlamak üzere ihbat koyar.
Allahû Tealâ bunları yaparken, bu engelleri kaldırırken kişiye deracat
verir. 7 safhada verdiği derecelerle kişinin bütün günahlarını örter.
Kişinin günahlarının örtülmesi, 7. basamağa ulaşmasıyla yani Allaha
ulaşmayı dilemesinden birkaç saniye sonra gerçekleşen bir olgudur.
Allahû Tealâ bütün işlemleri yaptırır ve o kişinin bütün günahlarını
örter. Bunun arkasında bir tek şey vardır: O kişi, Allaha ulaşmayı
dilemiştir. Dilemişse, o kişi cehennemden mutlak olarak kendisini
kurtarmıştır.
Çünkü Enfal Suresinin 29.
âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ açık bir şekilde, Allaha ulaşmayı
dileyen kişiye 7 tane furkan vererek günahlarını örttüğünü söylüyor.
Daha ötede de onların günahlarını sevaba çevireceğini, mağfiret
edeceğini de söylüyor. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
8/ENFAL-29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yecal lekum
furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul
fadlil azîm(azîmi).
Ey
âmenû olanlar, Allaha karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve
bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı
örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah,
büyük fazl sahibidir.
8. basamakta, Allah o kişinin
kalbine ulaşır.
9. basamakta, o kişinin
kalbinin nur kapısını Allaha çevirir.
10. basamakta, Allah o kişinin
göğsünden kalbine, göğsünü yararak bir nur yolu açar:
6/EN'AM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil
islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yecal sadrehu dayyikan
haracen, ke ennemâ yassaadu fîs semâi, kezâlike yecalûllâhur ricse
alâllezîne lâ yuminûn(yuminûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve
(Allaha) teslime (İslâma) açar.
Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi
daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mümin olmayanların üzerine
pislik (azap, darlık, güçlük) verir.
Fe men yuridillâhu en
yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(İslâmi):
Artık Allah kimi hidayete erdirmeyi dilerse onun göğsünü
teslime (İslâma) açar.
Bu, teslimle kesinlikle
alâkalı olan bir konudur. Çünkü arkasından gelen ruhun teslimi, nefsin
kalbindeki nurlarla alâkalıdır. Fizik vücudun teslimi, gene nefsin
kalbindeki nurlarla alâkalıdır. Nefsin teslimi, gene nefsin kalbindeki
nurlarla alâkalıdır. Bunların hepsi adım adım gerçekleşir. Hepsi zikir
adı verilen bir müesseseye bağlıdır. Zikir, Allahın ismini Allah,
Allah, Allah
diye sesle veya kişinin içinden demesiyle veya dilini de
kımıldatmadan kalbinden iç sesiyle kişinin Allahû Tealâyı
zikretmesidir.
Bu zikir gerçekleştiği an,
Allahın katından gelen rahmetle fazl, rahmetle salâvât nurları kişinin
kalbine ulaşacaktır. İşte bunu sağlamak için Allahû Tealâ kişinin
göğsünü yararak göğsünden kalbine yol açar.
11. basamakta, kişi zikir
yapar. Allahın rahmetle fazl nuru o kişinin kalbine doğru ulaşır.
12. basamakta, rahmet nurları
kalbe girer ve kişinin kalbinde %2 rahmet oluşur. Böylece kişi huşûya
ulaşır. Bu huşû, Hadid Suresinin 16. âyet-i kerimesinde şöyle
anlatılıyor:
57/HADİD-16: E lem yeni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li
zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl
kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun
minhum fâsikûn(fâsikûne).
Âmenû
olanların kalplerinde, Allahın zikri ile (ve bu zikirle) Hakktan inen
şeyle (nurla) huşûya ulaşmak (huşû sahibi olmak) zamanı gelmedi mi?
Daha önce kendilerine
kitap verilen ve sonra aradan uzun zaman geçen kalpleri kasiyet bağlayan
(kalpleri zikirsizlikten veya zikirden kararan ve sertleşen ve
hastalanan) kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu fasıklardır.
Huşûya ulaşan kişi, mürşidine
ulaşmaya hak kazanır. 13. basamakta, kişi mürşidini Allahû Tealâya
sorar.
14. basamakta; kişi, sadece
mürşidine ulaşmaya hak kazananlara gösterilen mürşidi Allahû Tealâ
kendisine gösterdiği zaman, mürşidine ulaşır ve tâbiiyetini
gerçekleştirir. İşte bu, kişinin ruhunun mürşid tarafından teslim
alınması 2. teslimdir. Daha sonra devrin imamının ruhu kişinin başının
üzerine gelerek Allaha dön. emrini verdiği cihetle, kişinin ruhu
vücudu terk eder. Devrin imamının ruhu, kişinin başının üzerine gelip
yerleşir.
Allah o kişinin bütün
günahlarını sevaba çevirir. Mürşidine ulaştığı zaman, Allahû Tealâ o
kişiye, 1e 10 verirken 1e 100 vermeye başlar. O kişinin ruhu 1. gök
katına ulaştığı zamana kadar 1e 100 olarak devam eder. Bu olay nefs
tezkiyesine paralel bir vetiredir.
Kişi Allah, Allah, Allah
diye zikir yapar. Zikir yaptığı sürece o kişinin göğsüne, Allahın
katından rahmetle fazl, rahmetle salâvât nurları gelir. O göğüsteki
yarıktan geçerek, kalbe ulaşır. Kişi mürşidine ulaştığı zaman, Allah o
kişinin kalbinin içine îmân kelimesini yazmıştır. Allahın katından
gelen fazıllar, o kalpteki îmân kelimesiyle karşıt kutuplarda manyetik
alanlara sahiptirler ve bu sebeple o kişinin kalbindeki îmân kelimesinin
etrafında toplanmaya başlarlar. İşte bu, o kişinin nefsinin kalbindeki
nefs tezkiyesini ifade eder.
O kadar güzel bir şey ki.
Nefsinizi tezkiye ettikçe, afetlerden yakanızı sıyırdıkça,
doğrularınızın kalitesi ve doğrularınızın zamana dağılması, devamlı
büyüyor. Yani afetlerin azalmasıyla, kötü davranışlarınızın yavaş yavaş
azalması, iyi davranışlarınızın artması söz konusu oluyor.
Yusuf Suresinin 53. âyet-i
kerimesi gereğince, 15. basamakta nefsin kalbindeki %2 rahmetin dışında,
nefsin kalbinde ilk %7 fazl birimi gerçekleştiği zaman, kişi Nefs-i
Emmarededir.
12/YUSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı
illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve
ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui
olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği
(nefsler) hariç.
Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir).
Rahîmdir (rahmet nurunu gönderen, rahmetiyle nefsleri tezkiye ve
tasfiye edendir).
Kişi, nefsin şerri emretmesini
önleyecek olan bir mekanizma geliştirir. Nefsinin kalbine giren fazıllar
nefsin kalbinde birikmeye başlar. Bu birikim fazılların %7yi bulması
noktasında, kişinin ruhu zemin kattan 1. gök katına ulaşır. Bu, Nefs-i
Emmaredir
16. basamakta, kişi daha çok
zikreder. Nefsin kalbinde 2. defa %7 nur birikimi oluşur. Kişi Nefs-i
Levvamededir. Ruhu 2. gök katındadır. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
75/KIYAME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
Ve
hayır, o levvame (kınanan, suçlanan) nefse yemin ederim.
Kişi nefsini levmediyor,
kınıyor, suçluyor.
17. basamakta, kişi daha çok
zikrini artırır ve nefsin kalbine Allahû Tealâdan gelen fazıllar,
kalpte 3. defa %7lik bir çoğalmayı sağlar. Bu nefs kademesi, Nefs-i
Mülhimedir. Kişi Allahû Tealâdan ilham almaya başlar. Allahû Tealâ
şöyle söylüyor:
91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Yemin
ederim ki; o nefs, sevva edildi (7 kademede).
91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Ona (o
nefse), (Allah'ın) takvası ve (şeytanın) füccuru ilham edilir.
91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.
Andolsun
ki; nefsini tezkiye eden, felâha erer (cennete girer).
Nefs tezkiyesi, felâha ermenin
muhtevasını içerir. Burada kişinin ruhu 3. gök katındadır. Kişi
Allahtan ilham almaya başlar.
18. basamakta, 4. defa %7 fazl
birikimi söz konusudur. Bu nefs kademesi, Nefs-i Mutmainnedir. Nefs-i
Mutmainnede kişi doyuma ulaşır. Allahın verdikleri o kişiye yeterli
olmaya başlar. Kişi tam bir doyum içersindedir.
Fecr Suresinin 27. âyet-i
kerimesinde ve Rad Suresinin 28. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle
buyuruyor:
89/FECR-27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey
mutmain olan nefs!
13/RAD-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi
zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar,
âmenûdurlar ve kalpleri, Allahı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler
ancak; Allahı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?
İşte burası Nefs-i Mutmainne
noktasıdır. Kişi doyuma ulaşmıştır. Nefsin kalbindeki fazıllar %28dir.
19. basamakta, 5. defa %7 nur
birikimi ile kişi Nefs-i Radiye kademesindedir. Burada kişinin ruhu 5.
gök katına ulaşır. Nefs-i Radiye, bizim Allahtan razı olduğumuz nefs
kademesidir.
20. basamakta, bir daha %7 nur
birikimi ile ruh 6. gök katındadır, Nefs-i Mardiyye kademesi. Nefs-i
Mardiyye, Allahın da bizden razı olduğu nefs kademesidir.
İrciî ilâ rabbiki
diyen, Allaha ruhumuzun ulaşması için farz emrinin verildiği bu
âyetler, Fecr Suresinin 27-28-29 ve 30. âyet-i kerimeleridir. Allahû
Tealâ birkaç kademeyi ifade eden bu âyetlerde şunu söylüyor:
89/FECR-27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey
mutmain olan nefs!
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Allahtan razı ol ve Allahın rızasını kazan. (Ey ruh!) Allaha
(Rabbine) geri dönerek ulaş.
89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey
fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allaha
ulaştırdığın zaman), (Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve
cennetime gir.
Burada Ey mutmain olan nefs!
diye hem nefse seslenmek var hem İrciî ilâ rabbiki diye
ruha seslenmek var hem de Kullarımın arasına gir, Bana kul ol ve
cennetime gir. diye fizik vücuda seslenmek var. Allahû Tealâ 3 vücuda
birden sesleniyor.
21. basamakta, ruh sonunda 7.
gök katına ulaşır. 7 tane âlem geçer. Her âlemde eğitimini görür, zikir
hücrelerindeki zikrini tamamlar ve Sidretül Müntehaya ulaşır. Sidretül
Müntehadan Allaha doğru yükselir. Allahın Zatına ulaşır ve Allahın
Zatında yok olur. Burada Allahtan bir emanet olarak bize verilen ruhu,
emanetin sahibine teslim etmemiz olayı vardır. Ruh Allaha teslim olur.
Burası aslında 3. kademedir. 21. basamakta ruh Allaha ulaşır.
22. basamakta, Allahın
Zatında ruh yok olur. İşte bu basamak ruhun Allahta yok olduğu,
Allahın Zatına ulaşıp Allahın Zatında ifna olduğu, yok olduğu bir
devredir. Böyle olan insanlara Allahû Tealâ: meaba ulaşmış diyor.
Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî
meâbâ(meâben).
İşte o
gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu
gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini
Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a
ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.
Sığınağa ulaşanlara, ruhunu
Allahın Zatına ulaştırıp Allahın Zatında yok olanlara, Allahû Tealâ
evvab diyor. 21. basamakta ruhuna Allahın Zatının meab olduğu kişi,
22. basamakta Allaha teslim olur yani Allahın Zatında yok olur.
Burası aslında bizim yaptığımız teslimlerin birincisidir. Bizde olan ama
Allaha ait olan ruh emanetini Allaha verdik. Bunun arkasından fizik
vücudumuz emanet olur ve zikrimiz giderek artar.
23. basamakta kişinin nefsinin
kalbindeki nurlar %61i bulduğu zaman, Enam Suresinin 127. âyet-i
kerimesine göre Allahû Tealâ o kişiye İndi İlâhide bir taht verir.
Allahın katında o kişi bir yerin sahibi olmuştur. Bu sebeple Allahın
İndinde baki olur (kalır, kalıcıdır). Bu sebeple buraya bekâ makamı
denir.
6/EN'AM-127: Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum
bimâ kânû yamelûn(yamelûne).
Rablerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır.
Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur.
24. basamakta, kişi zikrini
günün yarısından öteye geçirir. Günün yarısından daha fazla zikreden bu
kişinin nefsinin kalbindeki nurlar, %71i aşar.
25. basamakta, kişi zikrini
giderek daha çoğaltır. Günün yarısından daha öteye geçer. Nefsinin
kalbindeki nurlar %81e ulaşınca, o kişinin fizik vücudu da Allaha
teslim olur. Kişinin nefsinin kalbinde hâlâ %19 afet vardır ama böyle
olmasına rağmen o kişinin fizik vücudu, Allahın bütün emirlerini yerine
getiren, yasak ettiği hiçbir fiili asla işlemeyen bir özellik kazanır.
Böylece fizik vücut Allaha teslim olur.
Şimdi geçtiğimiz konulara
bakalım: Allaha ulaşmayı dilemek farzdır. 3 tane farz âyeti gördük.
Bütün sahâbe Allaha ulaşmayı dilediler mi? Allahû Tealâ şöyle
buyuruyor:
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en yabudûhâ ve enâbû ilâllâhi
lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Onlar
ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinab ettiler
(kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allaha yöneldiler (Allaha
ulaşmayı dilediler).
Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
Sahâbe şeytanın kuluyken,
hepsi Allaha ulaşmayı dilemişler ve hepsi Allahın kulu olmuşlardır.
Mürşide ulaşmak farz mıdır?
Allahû Tealâ diyor ki:
5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete
ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû
olanlar (Allaha ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allaha karşı
takva sahibi olun ve Ona ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve Onun
yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.
Allahtan mürşidimizi istemek
üzerimize farz kılınmıştır. Bütün sahâbe mürşidlerine tâbî olmuşlar
mıdır? Kâinatın en büyük mürşidine, Peygamber Efendimiz (S.A.V)e tâbî
olmuşlardır. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ
yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men
nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihi), ve men evfâ bi mâ âhede
aleyhullâhe fe se yutîhi ecren azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki onlar, sana biat ettikleri zaman Allaha biat etmiş oldular.
Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği
için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allahın eli vardı.
Kim (derecesini nâkısa) düşürürse, muhakkak ki o, nefsi sebebiyle
(Allaha verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için) derecesini
nâkısa düşürmüştür. Kim de Allaha olan ahdini yerine getirirse (ruhunu,
vechini, nefsini ve iradesini Allaha teslim ederse), ona en büyük
mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine
erdirilecektir).
Sahâbenin Peygamber Efendimiz
(S.A.V)e tâbî olduğu kesindir. Tâbiiyetin de farz olduğunu gördünüz.
Allahû Tealâ Sizi Allaha ulaştıracak olan vesileyi Allahtan isteyin.
diyerek üzerimize farz kılmıştır.
21. basamağa geliyoruz.
Ruhumuzun Allaha ulaşması farz mıdır? Allahû Tealâ farz olduğunu
söylüyor. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Allahtan
razı ol ve Allahın rızasını kazan. (Ey ruh!) Allaha (Rabbine) geri
dönerek ulaş.
Rucû etmek, geri dönmek, geri
dönerek ulaşmaktır. Öyleyse üzerimize farzdır.
Muzemmil Suresinin 8. âyet-i
kerimesinde Allahû Tealâ şöyle söylüyor:
73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi
tebtîlâ(tebtîlen).
Rabbinin
(Allahın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek Ona (Allaha) dön
(ulaş, vasıl ol).
3. farz âyeti ise Rad
Suresinin 21. âyetidir. Bu âyette Allahû Tealâ bunun bir emir olduğu
anlatılıyor ve şöyle buyuruyor:
13/RAD-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve
yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve
onlar Allahın (ölümden evvel), Allaha ulaştırılmasını emrettiği şeyi
(ruhlarını), Ona (Allaha) ulaştırırlar.
Ve Rablerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten)
korkarlar.
Demek ki Allaha
ulaştırılmasını, Allahın emrettiği bir şey var. Allahın Kendisine
ulaştırmasını emrettiği şey, ruhumuzdur. Ulaştırmak bir emir olduğuna
göre üzerimize farzdır.
Bütün sahâbenin ruhlarını
Allaha ulaştırdıkları söylemiştik. Ama şimdi bir defa daha tekrar
edelim. Allahû Tealâ diyor ki:
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu),
ulâikellezîne hed âhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar,
sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar,
Allahın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar
ulûlelbabtır (daimî zikrin sahipleri).
Hidayet ne demektir? Allahû
Tealâ şöyle buyuruyor:
3/AL-İ İMRAN-73: Ve lâ tuminû illâ li men tebia dînekum, kul innel
hudâ hudallâhi en yutâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde
rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yutîhi men
yeşâ(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve sizin
dîninize tâbî olandan başka kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: Hiç
şüphesiz HİDAYET, Allahın (Kendisine) ulaştırmasıdır. (İnsan ruhunun
ölümden evvel Allaha ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin
başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında (sizlerle)
tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)? De ki: Hiç şüphesiz
fazl, Allahın elindedir. Onu dilediğine verir. Ve Allah, VÂSİun
ALÎMdir. (Allah herşeyi kuşatan ve herşeyi bilendir.)
Allahû Tealâ Bakara Suresinin
120. âyet-i kerimesinde ise şöyle buyuruyor:
2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yehûdu ve len nasârâ hattâ tettebia
milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba'te
ehvâehum ba'dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve
lâ nasîr(nasîrin).
Sen
onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de
hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: Muhakkak ki Allaha
ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir. Sana gelen bunca ilimden sonra
eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allahtan sana ne bir dost
ve ne de bir yardımcı olmaz.
Kehf Suresinin 17. âyet-i
kerimesi:
18/KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni
ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu),
zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel
muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen
murşidâ(murşiden).
(Ey Resûl'üm! Orada
olsaydın) görürdün ki; güneş doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına
ulaşır. Battığı zaman ise onları sol taraftan terkederdi. Onlar
mağaranın geniş bir yerindeydiler. Bu, Allah'ın âyetlerindendir.
Allah kimi Kendine ulaştırırsa o hidayete erer. Ve kim dalâlette ise
onun için velî mürşid bulunmaz.
Bütün sahâbe hidayete
ermişlerdir. Hepsi üzerlerine farz olan hidayeti gerçekleştirmişlerdir.
Bundan sonra kişi daha çok
zikir yapar. Nefsinin kalbi %81 nurla dolar. Fizik vücudunu Allaha
teslim eder. Farz mıdır? Evet. Allahû Tealâ çok açık bir şekilde, Yasin
Suresinin 60 ve 61. âyet-i kerimelerinde şöyle söylüyor:
36/YASİN-60: E lem ahad ileykum yâ benî âdeme en lâ tabudûş
şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey
Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım
mı? Muhakkak ki; o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.
36/YASİN-61: Ve enibudûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve
Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı
Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.
Âdemoğulları, fizik
vücutlarımızdır. Sadece fizik vücutlarımız Âdemoğullarıdır. Onların
Allaha kul olması, teslim olması üzerimize farzdır.
Bütün sahâbe fizik vücutlarını
Allaha teslim etmişler midir? Kesin. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
3/AL-İ İMRAN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve
menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel
ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe
innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Eğer
seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: Ben ve bana tâbî
olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allaha teslim ettik. O kitap
verilenlere ve ÜMMÎlere de ki: Siz de (fizik vücudunuzu Allaha)
teslim ettiniz mi? Eğer teslim ettilerse o zaman (onlar) andolsun ki;
hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen (görev)
ancak tebliğdir. Allah kullarını BASÎRdir (görendir).
Yani burada belli oluyor ki;
fizik vücudun hidayetinden evvel ruhun Allaha ulaşması söz konusudur ve
adı hidayettir. Fizik vücudun Allaha teslim olması farzdır. Bütün
sahâbe fizik vücutlarını da Allaha teslim etmişlerdir.
Görüyor musunuz, dînimizden
neler kopmuş? Bu söylediklerimden hiçbirisi bugünkü dîn adamları
tarafından bilinmiyor. Üniversite müfredat programlarında bunların
hiçbirisi mevcut değildir. Onlar da diyorlar ki: Biz dînimizi çok iyi
biliriz. Kimseden öğrenmeye ihtiyacımız yok. Allahû Tealâ da diyor ki:
İhtiyaçları var. Ne diyorsunuz, ihtiyaçları var mı, yoksa yok mu?
Fizik vücudumuzu Allaha
teslim etmeniz üzerimize farz mıymış? Farzmış. Peki, bütün sahâbe fizik
vücutlarını Allaha teslim etmişler midir? Etmişlerdir. Kurân-ı
Kerimde farz olan ve bütün sahâbenin gerçekleştirdiği olaydan
bahsediyoruz. Bizim sevgili dîn adamlarımızın bunların hiçbirinden
haberleri yok.
Dînimizden neler kopmuş
görüyor musunuz? Ne Allaha ulaşmayı dilemek kalmış ne mürşide tâbiiyet
ne ruhumuzu Allaha ulaştırıp teslim etmek ne fizik vücudumuzu Allaha
teslim etmek
Dahası da var. Ne daimî zikre ulaşmak ne irşad olmak ne de
iradeyi Allaha teslim etmek
Hiçbirisi kalmamış.
Gördük ki, sahâbe fizik
vücutlarını Allaha teslim etmişler. Burası 25. basamak. Bundan sonrası
daimî zikirdir. Buradan sonra kişi eğer ceht ederse, Allahû Tealâ
mutlaka onu daimî zikre ulaştırır. Konunun en zor noktası burasıdır;
fizik vücudun tesliminden sonra daimî zikre ulaşmak. Bir gece yatarken
zikirle yatacaksınız. Uyandığınız zaman da zikrinizin hâlâ devam
ettiğini göreceksiniz. Defalarca bunu yaşayacaksınız. Göreceksiniz ki;
daimî zikrin sahibi olmuşsunuz. Sahâbe gibi olmuşsunuz.
Biz sizleri Peygamber
Efendimiz (S.A.V)in ve sahâbenin yaşadığı Kurândaki İslâma,
unutulmuş olan İslâma davet ediyoruz. Unutulmamış mı? Bütün teslimler
unutulmamış mı?
Gelelim ulûl'elbab olmaya.
Daimî zikrin sahibi olmak ulûl'elbab olmaktır. Ulûl'elbab olmak
üzerimize farzdır. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
3/AL-İ İMRAN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ
cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ
mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
O
(Ulûlelbab) ki; (lübblerin, Allahın sır hazinelerinin sahipleri),
onlar ayakta iken, otururken ve yan üstü yatarken (hep) Allahı
zikrederler. Göklerin ve
yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler. (Ve derler ki): Ey
Rabbimiz! Sen, bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Seni tesbih
(tenzih) ederiz. Bizi, ateşin azabından koru.
Daimî zikir farz mıdır? Allahû
Tealâ diyor ki:
4/NİSA-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden
ve alâ cunûbikum, fe izatmanentum fe ekîmus salât(salâte), innes
salâte kânet alel muminîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Namazı bitirdiğinizde;
ayaktayken, otururken ve yan üzeriyken (yan üstü yatarken) Allahı hep
zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı erkânıyla kılın. Çünkü;
namaz, müminlerin üzerine, vakitleri belirlenmiş bir farz olmuştur.
Peki, bütün sahâbe ulûl'elbab
olmuşlar mıdır? Evet, hepsi ulûl'elbab olmuşlardır. İşte Zumer Suresinin
18. âyet-i kerimesi:
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu),
ulâikellezîne hed âhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar,
sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar,
Allahın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûlelbabtır
(daimî zikrin sahipleri).
Bütün sahâbe ulûl'elbab
olmuşlardır. Yani daimî zikre ulaşmışlardır. Daimî zikre ulaşınca ne
olur? Kişi daimî zikrin sahibi olduğu için nefsinde hiç afet
kalmamıştır. Afetlerin yerini tamamen nurlar doldurmuştur. Bu sebeple
kişinin kalp gözü de kalp kulağı da açılmıştır. Allahın bütün
söylediklerini kendisine söylediği her şeyi işitir. Allahla
konuşabilir. Bu sebeple ehli tezekkür olmuştur. Daimî zikrin sahibi
olduğu için devamlı derecat kazanır. Derecat kazanmak hayırdır. Kişi
ehli hayır olmuştur. Aynı zamanda ehli hikmet, hüküm sahibi olmuştur.
Kurân hakkında artık Allahtan bilgi alır. Allahla her zaman her
konuyu tezekkür etme imkânın sahibidir.
Bu noktada yerlerin
melekûtunu, 7 kat cehennemi Allah ona mutlaka göstermiştir. Ne zaman
göğün 1. katını gösterirse, bu noktadan itibaren kişi ihlâs makamının
sahibidir. Allahû Tealâ görüntü itibariyle o kişiyi 1., 2., 3., 4., 5.,
6., 7. gök katlarına ulaştırır. Kişi böylece 7 gök katını da 7. katın 7
tane âlemini de görür. En sonunda Sidretül Müntehayı görür. Kim
Sidretül Müntehayı görürse, burası varlıklar âleminin sonudur. O kişi
Tahrim Suresi 8. âyet-i kerimesi gereğince Tövbe-i Nasuha davet edilir.
Tövbe-i Nasuhu yapar. Allahın söylediği kelimeleri bir bir tekrar
eder. Tekrar edince bu kişi ihlâs makamını da tamamlar.
Muhlis olmak farz mıdır?
Beyyine Suresi 5. âyet-i kerimesi farz olduğunu söylüyor:
98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li yabudûllâhe muhlisîne lehud dîne
hunefâe ve yukîmûs salâte ve yutûz zekâte ve zâlike dînul
kayyimeh(kayyimeti).
Onlar
emrolunmadılar. Sadece hanifler olarak, Allah için dînde halis
(nefslerini halis kılmış) kullar olmakla emrolundular.
Ve namaz kılmakla ve zekât vermekle emrolundular. İşte kayyum olan dîn
budur.
Bütün sahâbe yerine
getirmişler midir? Hepsi muhlis olmuşlardır. Allahû Tealâ diyor ki:
2/BAKARA-139: Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve
lenâ â'mâlunâ ve lekum a'mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki:
"Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de
Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin
amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs sahibi (MUHLİS)
(kul)larız.
Bundan sonra kişinin salâh
makamına geçmesi söz konusudur. Allahın günahlarını örtmesi, ona salâh
nurunu vermesi ve günahlarını sevaba çevirmesi gerçekleşir. Nihayet bu
kişinin iradesini Allahın teslim alması söz konusudur.
Son teslim, iradenin teslimi
ve kişinin irşad makamına tayinidir. Kimin iradesini Allahû Tealâ teslim
alırsa, o artık kendi iradesiyle bir şey yapamaz. Sadece Allahın
kendisine emrettiği şeyleri yapacaktır. Devamlı Allahû Tealâdan emir
alacaktır, devamlı bu emirleri gerçekleştirecektir ve ömrü böyle
geçecektir.
İrademizi de Allaha teslim
etmek üzerimize farz mıdır? Bu seviyedeki takva, bihakkın takva, hakka
tukâtihî takvadır. Al-i İmran Suresinin 102. âyet-i kerimesinde Allahû
Tealâ şöyle buyuruyor:
3/AL-İ İMRAN-102: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve
lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey
îmân edenler! Hakkıyla takva sahibi olanlar (nasıl bir takvanın sahibi
ise aynı onlar) gibi, Allaha karşı takva sahibi olun ve (ölmeden önce)
Allaha teslim olun.
Allahû Tealâ Al-i
İmran-102de: Siz de hepiniz hakka tukâtihî takvanın sahibi olun. diye
emir veriyor.
Bütün sahâbenin mutlak olarak
bu emre itaat ettiklerini ve bu hedefe ulaştıklarını görüyoruz. Allahû
Tealâ şöyle buyuruyor:
9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri
vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde
lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden),
zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O
sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan ulûlelbab, ihlâs
ve salâh makamlarını, en üst üç makamı işgal edenler): onların bir kısmı
muhacirînden (Mekkeden Medineye göç edenlerden) bir kısmı ensardan
(Medinedeki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve
muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip
oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da
Ondan (Allahtan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan
cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük
(azîm) mükâfattır.
Bu ifadeden anlıyoruz ki;
ensar da muhacirîn de kendilerine tâbî olunanlardır. Yani irşad
makamının sahibi oldukları kesindir. Âyet-i kerime kesin olarak bunu
söylüyor. Bütün sahâbe irşad makamının sahibi olmuşlardır. Yetmez,
tâbiîn de irşad makamının sahibi olmuştur. Çünkü Allahû Tealâ, üçünün de
fevz-ül azîmin sahibi olduğunu söylüyor. Fevz-ül azîm, salâh makamının
irade teslimi noktasına gelenlere Allahın verdiği isimdir. Fevz-ül
azîm, hazzul azîm, ecrul azîm, fazlıl azîm. 4 tane azîm kelimesi, 4
tane en üst noktayı ifade ediyor. Hepsi de aynı nokta. İradenin Allaha
teslim edildiği ve Allahû Tealânın İrşada memur ve mezun kılındın.
cümlesiyle irşada tayin ettiği kademedir.
Öyleyse, gördük ki bu makamda
farzdır. İradenin Allaha teslimi de farzdır. Gördük ki bütün sahâbe
iradelerini de Allaha teslim etmişlerdir. Bihakkın takvanın sahibi
olmuşlardır. İrşad makamının sahibi olmuşlardır.
Kurândan geriye teslimlerden
hiçbirisi kalmamıştır. Ne ruhun teslimi ne vechin (fizik vücudun)
teslimi ne nefsin teslimi ne de iradenin teslimi kalmıştır. Teslimlerden
hiçbirisi söz konusu değildir. Hiç kimseyi cehennemden kurtarması mümkün
olmayan bir hurafe, İslâmın 5 tane şartı geriye kalmıştır.
Elbette namaz kılınacak,
elbette oruç tutulacak, İslâmın 5 şartı elbette yapılacaktır. Ama
bunlar hedef değildir. Hedef; ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allaha
teslim etmektir. Bunlarsa o hedeflere ulaşmak için mutlaka yapılması
lâzım gelen ibadetler, vasıtalardır. Hani usta hırsızlar adamın gözünden
sürmeyi çalarmış ya, iblis de insanların gözlerinin içine baka baka
Allaha ruhun teslimini de vechin teslimini de nefsin teslimini de
iradenin teslimini de; 7 safhanın yedisini de (Allaha ulaşmayı
dilemekten başladık, irade teslimine kadar ulaşan size bahsettiğimiz 7
safhanın yedisini de) yok etmiştir. Defterden tamamen silmiştir.
Bunların hepsinin yerine vasıtaları oluşturan İslamın 5 tane şartını
koymuştur. Herkes de kuzu kuzu bunlara inanmıştır.
Bugün hiç kimseyi ne
dalâletten ne küfürden ne şirkten kurtarması mümkün olmayan İslâmın 5
tane şartıyla İslâm âlemi amel ediyor. Dünyanın en geri kalmış ülkeleri
İslâm ülkeleri ve İslâm birliği yok olmuş durumdadır. İslâmdan geriye
bir harabe kalmıştır ve İslâm bitkisel hayat yaşıyor. İslâmı yeniden
canlandırmak, hepimizin boynuna borç değil mi?
Hangi İslâmı? Hangi İslâmı?
Hangi İslâmı? Bu suallerin cevabı bir tek cevaptır: Kurândaki
İslâmı.
Allahın bize öğrettiği İslâm,
Kurândaki İslâmdır. Sahâbenin yaşadığı İslâmdır. O İslâmın bugün de
bizim tarafımızdan yaşanması söz konusudur. Hamdolsun ki biz ve bize
tâbî olanlar, biz hepimiz İslâmı Allahın tam emrettiği şekilde,
Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbenin yaşadığı şekilde yaşamaktayız.
İslâm âleminde bu yaşantı mutlaka ait olduğu yere oturmalıdır. İslâm
âlemi çok kan kaybetmiştir. Ama Osmanlı geri geliyor. Bütün ulaştığımız
uluslararası konferanslarda bize bütün başka ülkelerden gelen İslâm
kardeşlerimiz Osmanlı gelmezse olmaz. dediler. Hep aynı şeyleri
dinledik. Allahû Tealâ da diyor ki: Osmanlı gelecektir.
Allahû Tealânın yolunda
Allahın Kurândaki İslâmını yaşayan belki dünyadaki tek grup olarak,
Allahın Üniversitesinin rektörü olarak, sahibi olarak, kurucusu
olarak, Mihr Vakfının ve International Mihr Foundationun kurucusu
olarak, sahibi olarak sizlere diyorum ki; Allahın İslâmını yaşayın.
Allahû Tealânın hepinizi
bütün teslimlere ulaştırmasını, Kurânda mevcut olmasına rağmen İslâmî
tatbikattan tamamen çıkarılan İslâmın bütününü, Allahû Tealânın
sizlere yaşatmasını ve böylece hepinizi hem cennet saadetine hem dünya
saadetine kavuşturmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi burada
bitiriyoruz.
|