|
İHLÂS
Sizlere İslâmdan kopan Kurân gerçeklerinden bahsediyoruz. Bu konumuzun
9. bölümünü oluşturacaktır. Konumuz: İhlâs.
İhlâs, İslâmdan kopmuştur.
İhlâsı, Hadi gelin sizinle ihlâsla Allahû Tealâya dua edelim.
şeklinde bir hüviyete bağlamışlardır. Yani bir şey içten olursa, o
ihlâslı oluyormuş; Kurândaki ihlâs da o demekmiş.
Oysaki ihlâs, Kurân-ı
Kerimde İslâmın 7 safhasından altıncısının adıdır. Muhlis olmak
ihlâs sahibi olmak demektir. Bütün sahâbe ihlâs sahibi olmuşlardı. Ama
ihlâsın kalpten bir talebin vücut bulması ile tahakkuk edeceğini
zannetmek, bir sahteliktir. Allahın âyetlerinden haberdar olmamanın en
açık delilidir. Kurânın ruhunu bilmeyenler tarafından yazılmış olan 23
tane Kurân-ı Kerim mealinin, aslında Allah katında bir değeri yoktur.
Onlar dînlerini bilmiyorlar. Onların arasında doğruya çok yakın şeyler
yazanmış olanlar da, doğruları kabul edenler de var. Onları tenzih
ederiz.
İhlâs, halis, muhlis ve
muhlasîn kelimeleri aynı kökten gelir. İhlâs bir makamın adıdır:
1-
Allaha ulaşmayı dilemek, 1. safhayı
2-
Mürşide ulaşıp tâbiiyet, 2. safhayı
3-
Ruhu
Allaha ulaştırıp teslim etmek, 3. safhayı
4-
Fizik
vücudu Allaha teslim etmek, 4. safhayı
5-
Daimî
zikre ulaşarak nefsi Allaha teslim etmek, 5. safhayı
6-
Muhlis
olmak, 6. safhayı oluşturur.
Muhlis olmak, Kurân-ı
Kerimdeki 28 basamaklık merdivende, 27. basamağı ifade eder. Nefsin
kalbini halis kılmaktır. Bundan sonra geriye bir safha kalır.
7-
Salâh
makamı, 7. safhayı oluşturur. Salâh makamının 5. kademesinde kişi,
iradesini de Allaha teslim eder ve Allahû Tealâ tarafından İrşada
memur ve mezun kılındın. cümlesi ile irşad makamına tayin edilir.
Konumuz, Kurândan kopmuş
olan kavramlardan birisi olan ihlâs. 28 basamağın neresine oturduğunu
bir tarafa bırakın; bugünün dîn adamları 28 basamağın 28inden de
haberdar değiller.
Meselâ bir takva kavramı:
Allaha ulaşmayı dilediğiniz zaman 1. takvadasınız, 3. basamaktasınız.
Ondan evvel takva sahibi olamazsınız. Mutlaka Allaha ulaşmayı dilemeniz
lâzımdır. Bunların hiçbirinden haberdar olmayanlara biz dîn öğretmeye
kalkıyoruz.
En çok acıdığımız, zamanımızın
dîn adamlarıdır. Allahın dîninden habersiz olan bu zavallı insanlar,
televizyonları parsellemişler, okulları parsellemişler ve insanlara,
onları cehenneme götürecek olan bir dîn öğretisi ile dîn öğretiyorlar.
Korkunç bir trajediyi yaşıyoruz. 70 milyon insan bu dîn adamlarının
öğretisiyle cehenneme doğru gidiyor. Kişi;
3. basamakta, Allaha ulaşmayı
diler.
14. basamakta, mürşidine
ulaşır, tâbî olur.
21. basamakta, ruhunu Allaha
ulaştırır.
22. basamakta, ruh Allaha
teslim olur.
25. basamakta, fizik vücut
Allaha teslim olur.
26. basamakta, nefs Allaha
teslim olur.
27. basamakta, kişi muhlis
olur yani nefsinin kalbi halis olur. Şimdi kısaca bu basamaklara atıf
yaparak, bir kişinin nasıl muhlis olduğunu beraberce görelim:
1. basamak: Kişi olayları
yaşar, herkes olayları yaşar.
2. basamak: Olaylar karşısında
tavır ortaya koymak söz konusudur.
Herkes senede en az iki defa
musibetlerle imtihan olur ve tavrını ortaya koymak mecburiyetindedir.
İstese de istemese de bir tavır sergileyecektir. Bu, kişinin kimliğini
ortaya koyar. İşte bu noktada insanların %90dan fazlası Allahû Tealâ
tarafından seçilirler. Nereye seçilirler? Onlar Allaha ulaşmayı
engelleyenler değillerdir. Onlar seçilenlerdir. Allaha ulaşmayı
dilesinler diye Allahû Tealâ tarafından seçilirler. Ama %90dan fazlası
Allaha ulaşmayı dilemezler. Onların arasından %10dan daha az kişi,
Allaha ulaşmayı dileyenlerdir.
3. basamak: Allaha ulaşmayı
dilemek.
4. basamak: Allaha ulaşmayı
dileyenler üzerinde Allah, Rahîm esmasıyla tecelli eder. Bu tecellinin
neticesinde, Allahû Tealâ bu kişiye furkanlar verir. Enfal Suresinin 29.
âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ inananlara, yani hak mümin olmayan
inananlara (sadece Allaha ulaşmayı dileyenler hak müminlerdir.) diyor
ki:
8/ENFAL-29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yecal lekum
furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul
fadlil azîm(azîmi).
Ey
âmenû olanlar, Allaha karşı
takva sahibi olursanız
sizi furkan (hak ve bâtılı
ayırma
özelliği)
sahibi kılar!
Ve sizden (sizin) günahlarınızı
örter ve size mağfiret
eder (günahlarınızı
sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Takva sahibi olmak, Allaha
ulaşmayı dilemekle mümkündür. Allahû Tealâ Allaha ulaşmayı dileyin ve
takva sahibi olun. Takva sahibi olun ki; Allah size furkanlar versin ve
sizin günahlarınızı örtsün. Sonra da günahlarınızı mağfiret etsin,
sevaba çevirsin. diyor. Öyleyse insanlık bu âyette muhteşem bir müjde
almış durumda. Kim Allaha ulaşmayı dilerse, Allah onun mutlaka
günahlarını örtecektir.
Kişi Allaha ulaşmayı diliyor.
Dilediği an, Allah işitiyor, biliyor ve görüyor. Derhal kişiye Rahîm
esması ile tecelli ediyor. Bu tecelli kör, sağır ve dilsiz olan o kişi
üzerinde öyle bir tesir icra ediyor ki; o kişi gören, işiten ve idrak
eden birisi oluyor. Allahû Tealâ ne yapıyor?
1-
Kişinin gözleri üzerindeki hicab-ı mestureyi (gizli perdeyi) alıyor.
2-
Kişinin görme hassası olan basar hassasının üzerindeki gışavet adlı
perdeyi alıyor.
3-
Kişinin kulaklarındaki vakra adlı işitme engelini alıyor.
4-
Kişinin işitme hassasının mührünü açıyor.
5-
Kişinin kalbinin mührünü açıyor.
6-
Kalpteki ekinnet adlı idraki önleyen müesseseyi alıyor.
7-
Kalbe
idraki sağlayan bir vasıta olan, Allahû Tealânın ilâhi bir kompitürü
olan ihbatı koyuyor.
7 tane faktör saydık. Bu 7
faktörün her birinde, Allahû Tealâ o kişinin günahlarının 1/7si kadar
bir dereceyi, kişinin amel defterinde sağ tarafa ilâve eder. Amel
defterinin sağına yeşil rakamlarla yazılan o muhteşem ilâveye bakıyoruz.
Allahû Tealânın her bir muhtevası yani gözleri açması (2), kulakları
açması (2), kalbi açması (3) yani Allahû Tealânın verdiği o 7 tane
ihsanların her biri, o kişinin günahlarının 1/7isi kadar kişinin sevap
hanesine sevap yazılmasına sebebiyet veriyor.
Günahlar ve sevaplar.
Kaybedilen dereceler, nâkıs derecelerdir. Kazanılan dereceler, zait
derecelerdir. Kişinin amel defterine kaybettiği derecat kadar derecat
kaydediliyor. Ne oldu? Kişinin günahları örtüldü. Sevapları varolduğu
için, o kişi günahları sevaplarından az olan birisi, ya da asıl
ifadesiyle sevapları günahlarından fazla olan birisi oldu. Gideceği yer
cennet oldu.
Peki, bu kişi ne yaptı? 3.
basamakta, Allaha ulaşmayı diledi. Ondan sonra 4. basamakta, Allahû
Tealâ Râhim esması ile tecelli etti. 5, 6 ve 7. basamaklarda, kişinin
görme, işitme ve idrak etme kesimleri halledildi.
8. basamakta, Allah kişinin
kalbine ulaşır. Bu ulaşma için Allahû Tealâ, Tegabun Suresinin 11.
âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:
64/TEGABUN-11: Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi),
ve men yu'min billâhi yehdi kalbeh(kalbehu), vallâhu bikulli şey'in
alîm(alîmun).
Allahın
izni olmadan (kimseye) bir musîbet isabet etmez. Ve kim Allaha âmenû
olursa Allah, onun kalbine ulaşır
(hidayet eder). Ve
Allah, herşeyi
bilendir.
9. basamakta, Allah o kişinin
kalbini, kalbinin nur kapısını Allaha çevirir. Allahû Tealâ Kaf
Suresinin 33. âyet-i kerimesinde diyor ki:
50/KAF-33: Men haşiyer
rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîb(munîbin).
Kim
gaybte (görmeden) Rahmâna huşû
duyarsa, (onun kalbine ulaşan
Allah, o kişinin
kalbini Kendine çevirir, bu sebeple) Ona dönük bir kalple (Allahın
huzuruna) gelir.
Allahû Tealâ diyor ki:
Kurumuş topraklar yağmura nasıl hasretse, işte böyle bir huşûnun içinde
olan insanların kalbini Allah Kendisine çevirir.
10. basamakta, Allahû Tealâ o
kişinin göğsünü yarıyor. Allahın nurları o kişinin kalbine ulaşabilsin
diye göğsünden kalbine bir nur yolu açıyor:
6/EN'AM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah
sadrehu lil islâm(islâmi),
ve men yurid en yudıllehu
yecal sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassaadu fîs semâi, kezâlike
yecalûllâhur ricse alâllezîne lâ yuminûn(yuminûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı
dilerse onun göğsünü yarar
ve (Allaha) teslime (İslâma)
açar. Kimi dalâlette bırakmayı
dilerse, onun göğsünü
semada yükseliyormuş
gibi daralmış,
sıkıntılı
yapar. Böylece Allah, mümin olmayanların
üzerine pislik (azap, darlık,
güçlük) verir.
Allahû Tealâ: Allah kimi
Kendisine ulaştırmayı dilerse, onun göğsünü yarar ve İslâma (ruhunu,
vechini, nefsini ve iradesini Allaha teslim etmeye) açar. diyor.
İslâma açmak, teslime
açmaktır. İslâm kelimesi de teslim kelimesi de silm kökünden
gelmektedir. İslâm dîni, Allaha teslim olma dîni demektir. Başka bir
dîn de hiç olmamıştır. Bütün dînler hep aynı dîndir. Tek bir dîn söz
konusu olmuştur. İslâm da, o tek dînin bugünkü ifadesidir. Tek dîn! Hz.
İbrâhîmin hanif dîni.
Her şey en güzel standartlarda
vücut buluyor. Bunları Allahû Tealâ dizayn ediyor. Herkes için bütün
kapılar ardına kadar açık. İnsanlardan istediği tek bir şey var: Allaha
ulaşmayı dilemeleri. Eğer bu kişi gereğini yapacak olursa, Allahû Tealâ
işte bu kişiyi bazı safhalardan geçirir ve onu mutlaka muhlis kılar.
Kişi zikir yaptığı zaman Allah
o kişinin kalbine, rahmet ile fazl isimli iki tane nur gönderiyor.
Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
39/ZUMER-22: E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ
nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min
zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin göğsünü İslâm
için (Allaha teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere
olur. Allahın zikrinden
kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık
dalâlettedirler.
39/ZUMER-23: Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen
mesâniye takşaırru
minhu culûdullezîne yahşevne
rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi),
zâlike hudallâhi yehdî bihî
men yeşâu, ve men
yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Allah,
ihdas ettiği (nurların)
ahsen olanlarını
(rahmet, fazl ve salâvâtı),
ikişer
ikişer
(rahmet-fazl ve rahmet-salâvât), Kitaba müteşabih
(benzer) olarak indirdi.
Rablerinden huşû
duyanların
ciltleri ondan ürperir.
Sonra onların ciltleri ve
kalpleri Allahın
zikriyle yumuşar,
sukûnet bulur (yatışır).
İşte
bu, Allahın
hidayetidir, dilediğini
onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa
artık
onun için bir hidayetçi yoktur.
Allahû Tealâ: Göğsünü
yardığımız ve göğsünden kalbine nur yolu açtığımız ve kalbine o yoldan
nur gönderdiğimiz kişinin kalbiyle; kalbi kararmış ve sertleşmiş olan,
kasiyet bağlamış olan kişinin kalbi aynı olur mu? diyor. Bu nurlar,
nefsimizin kalbine gelmeye başlar. Sadece rahmet nuru kalbe girebilir ve
sadece %2 oranında kalpte birikebilir. Bu giriş Hadid Suresinin 16.
âyetinde anlatılmıştır. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
57/HADİD-16: E lem yeni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li
zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl
kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun
minhum fâsikûn(fâsikûne).
Âmenû
olanların kalplerinde, Allahın zikri ile (ve bu zikirle) Hakktan inen
şeyle (nurla) huşûya ulaşmak (huşû sahibi olmak) zamanı gelmedi mi?
Daha önce kendilerine kitap verilen ve sonra aradan uzun zaman geçen
kalpleri kasiyet bağlayan (kalpleri zikirsizlikten veya zikirden kararan
ve sertleşen ve hastalanan) kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu
fasıklardır.
Kişinin kalbinde huşû oluştuğu
zaman o kişi hacet namazını kılıp, mürşidini soruyor ve Allah ona
mürşidini gösteriyor. Allahû Tealâ, mürşidi Allahtan sormaya istiane
istemek diyor. Bakara Suresinin 45 ve 46. âyet-i kerimelerinde bu
muhtevayı anlatmıştır. Allahû Tealâ diyor ki:
2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le
kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allahtan) sabırla ve
namazla istiane (yardım) isteyin.
Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allaha ulaştıracak mürşidini
sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum
ileyhi râciûn(râciûne).
O (huşû sahipleri) ki;
onlar, Rablerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve
(sonunda ölümle) Ona döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
Bu noktada kişinin hacet
namazıyla sorduğu kişi, mürşiddir. Sorar, Allah ona mürşidini gösterir
ve o da gider mürşidine ulaşır. Ama kişinin, bu noktaya ulaşabilmesi
için huşû sahibi olması lâzımdır. Bunun için de nefsinin kalbinde %2 nur
birikiminin gerçekleşmiş olması gerekir. Sadece onlar mürşidlerini
Allahtan sorduklarında Allahtan cevaplarını alabilirler. Diğerleri
cevap alamazlar. Böylece bu kişi mürşidine ulaşır, tâbiiyetini
gerçekleştirir.
Allahû Tealâ mürşidin farz
olduğunu söylüyor:
5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete
ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû
olanlar (Allaha ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allaha karşı
takva sahibi olun ve Ona ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve Onun
yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.
Mürşid farzdır ve hacet namazı ile istenir. Bakara-45 ve 46da Allahû
Tealâ, mürşidin nasıl istendiğini açıklamaktadır. Mürşide ulaşıncaya
kadar kişi, Allahû Tealâdan tam 12 tane ihsan almıştır. Mürşide
ulaştıktan sonra, kişiye bu sefer de nimetler yağmaya başlar:
1-
Kişinin kalbinin içine îmân yazılır.
2-
Devrin imamının ruhu başının üzerine gönderilir.
58/MUCADELE-22: Lâ tecidu kavmen yûmunûne billâhi vel yevmil âhîri
yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve
ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve
eyyedehum bi rûhin minh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min
tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh(anhu),
ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul
muflihûn(muflihûne).
Allah'a
ve ahiret gününe (ölmeden evvel Allah'a ulaşma gününe) îmân eden kavmi,
Allah'a ve resûlüne karşı gelenlerle sevişir bulamazsın. Velev ki;
onlar, babaları veya oğulları veya kardeşleri veya aynı aşiretten olsun.
Onların kalplerine îmân yazılır. Ve onlar, Allah'ın katından (orada
eğitilmiş olan) bir ruhla (devrin imamının ruhunun başlarının üzerine
yerleşmesi ile) desteklenirler ve altlarından ırmaklar akan
cennetlere konurlar. Orada ebediyyen kalacaklardır. Allah onlardan
razıdır, onlar da Allah'tan razıdırlar. İşte onlar, Allah
taraftarıdırlar. Ve muhakkak ki; Allah, taraftarları kurtuluşa (felâha)
erenlerdir.
3-
Onların günahları sevaba çevrilir. Allahû Tealâ Furkan Suresinin 70.
âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:
25/FURKAN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe
ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu
gafûren rahîmâ(rahîmen).
Ancak
kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı
artan) mümin olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde
işte onların, Allah, seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba)
çevirir. Ve Allah, Gafûrdur (günahları sevaba çevirendir), Rahîmdir
(rahmet gönderendir).
Günahların sevaba çevrildiği bir noktadayız. Bu standartlar içinde olaya
bakıyoruz. Herkes için aynı şeyler geçerlidir. Mürşide ulaşan kişinin
mutlaka günahları sevaba çevrilir.
4-
Kişi nefs tezkiyesine başlar.
O kişinin kalbi artık nefs tezkiyesi için müsait hale gelmiştir. Kişi
Allah, Allah, Allah
diye tespihini çekerek Allahın ismini tekrar
ederse; Allahın katından gelen rahmet ile fazl ve rahmet ile
salâvât
isimli nurlar, kişinin göğsüne gelir ve kişinin göğsünden kalbine ulaşır
ve kalbinin içine girer. Rahmet de fazıl da
salâvât
da o kişinin kalbinin içine girer. Fakat kalpte kalıcı olanlar,
başlangıçtaki sadece %2 rahmetin ötesinde artık sadece fazıllar
olacaktır.
Nefsin kalbinde %2 rahmeti bir tarafa bırakalım, bundan sonra hep
fazıllar gelecektir. O kişinin nefsinin kalbinde %7 fazıl biriktiği
zaman, kişinin ruhu 1. gök katına ulaşır. O kişinin böylece Nefs-i
Emmarede olması söz konusudur. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
12/YUSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı
illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve
ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui
olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği
(nefsler) hariç.
Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir).
Rahîmdir (rahmet nurunu gönderen, rahmetiyle nefsleri tezkiye ve
tasfiye edendir).
Allahın Râhim esması ile tecellisi bu noktada tahakkuk ediyor. Râhim
esması ile tecelli, bu kişinin Allaha ulaşmayı dilediği noktadır. Bu
tecelli kişiyi ruhunu 1. gök katına ulaştırdığı yere kadar götürüyor.
Burası Nefs-i Emmaredir.
Sonra kişi zikrini arttırmaya devam ediyor. Artan zikirle beraber,
nefsin kalbine giren nurlar da artıyor. Bir defa daha %7 nur birikimi
gerçekleşiyor: Nefs-i Levvame. Kişi nefsini kınıyor. Allahû Tealâ şöyle
buyuruyor:
75/KIYAME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
Ve
hayır, o levvame (kınanan, suçlanan) nefse yemin ederim.
Burası 2. defa %7 fazl birikiminin olduğu noktadır ve ruh 2. gök katına
yükselir.
3. defa %7 fazl birikimi: Nefs-i Mülhime. Kişi Allahtan ilham almaya
başlıyor. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Yemin
ederim ki; o nefs, sevva edildi (7 kademede).
91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Ona (o
nefse), (Allah'ın) takvası ve (şeytanın) füccuru ilham edilir.
91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.
Andolsun
ki; nefsini tezkiye eden, felâha erer (cennete girer).
O
nefse ve onu sevva edene (1. faktör).
O
nefse Allahın takvası ve şeytanın fücuru ilham edilir (2. faktör).
Kim
nefsini tezkiye ederse o felaha erer (3. faktör).
Burada o kişinin durumu anlatılıyor. Kişi Allahtan ilham almaya
başlıyor ve ruhu 3. gök katına ulaşıyor.
Ruhun 4. gök katına ulaşması için, kişinin nefs kademelerinden Nefs-i
Mutmainne kademesine ulaşması lâzımdır. 4. defa %7 fazl birikimi ile
Nefs-i Mutmainne oluşur. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
13/RAD-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi
zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar,
âmenûdurlar ve kalpleri, Allahı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler
ancak; Allahı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?
Kalplerin mutmain olabilmesi, tatmine, doyuma ulaşabilmesi, sadece bir
tek anahtarı gerektirir; o anahtar zikirdir. Allaha ulaşmayı dileyen
birinin zikri derhal Allahın sünnetullahı tarafından duyulur.
Sünnetullah, Allahın kâinattaki her zerreye hükümdar olan ilâhî
kompitürüdür. Derhal oraya, Allahın rahmeti ile fazlını ve rahmeti ile
sâlâvatını gönderir. Eğer o kişi Allaha ulaşmayı dilemişse bu
gerçekleşir. Dilememişse ne kadar zikrederse etsin, o kişinin göğsüne
hiç bir zaman Allahın nuru ulaşmaz. Tabiatıyla kalbine de ulaşmaz.
Öyleyse herşeyin bir anahtarı vardır.
Allaha ulaşmanın anahtarı da, Allaha ulaşmayı dilemektir. Şimdi
konumuz olan ihlâsın anahtarı da, aynı anahtardır. Her şey oradan,
Allaha ulaşmayı dilemekten başlar. Allahû Tealâ böylesine güzel bir
dizayn gerçekleştirmiştir. İnsanları bir hiç karşılığı, mutlaka
Kendisine ulaştırıyor. Bir hiç karşılığı! Sadece bir dilek: Allaha
ulaşmayı dilemek. Kişi mürşide ulaşıp tâbî olduğu zaman, ruhu vücudundan
ayrılır, Allaha doğru yola çıkar.
Nefs tezkiyesinin 5. kademesi Nefs-i Radiye, 6. kademesi Nefs-i
Mardiyyedir. Nefs-i Radiyede biz Allahtan razı oluyoruz, ruhumuz 5.
gök katına çıkıyor. Nefs-i Mardiyyede Allah da bizden razı oluyor ve
ruh 6. gök katına çıkıyor. Hem Mutmainne hem de Radiye ve Mardiyye
kademeleri, Fecr Suresinin 27, 28, 29, 30. âyet-i kerimelerinde ifade
buyurulmuştur. Allahû Tealâ diyor ki:
89/FECR-27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey
mutmain olan nefs!
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Allahtan razı ol ve Allahın rızasını kazan.
(Ey ruh!) Allaha (Rabbine) geri dönerek ulaş.
89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik
vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allaha ulaştırdığın
zaman), (Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve
cennetime gir.
7. ve son kademe, tezkiye
kademesidir, Nefs-i Tezkiye. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
35/FATIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in tedu muskaletun
ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şeyun ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ
tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte),
ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil
masîr(masîru).
Yük
taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez.
Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa
bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak
gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve
kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece
kendi nefsi için yapar. Ve dönüş Allahadır (Nefs tezkiyesi ile ruh
Allaha döner ulaşır).
Kim tezkiye olursa, bunu kendi nefsi için yapmıştır.
Çünkü nefsi ezelde Allahû Tealâya tezkiye olacağına dair söz vermiştir.
Allahû Tealâ. Ve ruhu Allaha döner:
ilâllâhil masîr
diyor. Böylece ruh Allaha döner, Allaha ulaşır.
Kişinin ruhu Allaha ulaşmıştır, 21. basamak.
Ruh Allahın Zatında yok olur, 22. basamak. Kurân-ı Kerim böyle olan
insanlara evvab diyor. Allahû Tealâ ruhun Allahın Zatına
ulaşmasıyla, Allahın o ruha meab olacağını ifade ediyor:
78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî
meâbâ(meâben).
İşte o
gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu
gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini
Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder (edinir).
(Allah'a ulaşan kişiye Allah), meab (sığınak, melce) olur.
Böylece ruh Allahû Tealâya ulaştıktan sonra, Allahın Zatında yok
oluyor. Burası Allahın Zatında ifna olmaktır. Fenâ makamını işaret
eder.
Öyleyse, bu noktaya kadar geçen olaylara bakalım: Allaha ulaşmayı
dilemek; ürerimize farz mı? Farz!
Allahû Tealâ diyor ki:
30/RUM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ
tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
Ona
(Allaha) yönelin (Allaha ulaşmayı dileyin)
ve takva sahibi olun. Ve namazı
ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
30/RUM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu
hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O
müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup
grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
Allahû Tealâ: Allaha
ulaşmayı dile, Allaha yönel. diyor. Bu farzdır.
Peki, bütün sahâbe Allaha ulaşmayı dilemişler midir? Hepsi. Allahû
Tealâ Zumer Suresinin 17. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en yabudûhâ ve enâbû ilâllâhi
lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Onlar
ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinab ettiler
(kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allaha yöneldiler (Allaha
ulaşmayı dilediler).
Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
Taguta kul iken, Allaha kul
olmuşlar. Hepsi Allaha ulaşmayı dilemişler.
Kişi 14. basamakta mürşidine
ulaşır. Farz mı? Maide Suresi 35. âyet-i kerimesi gereğince farzdır:
5/MAİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete
ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû
olanlar (Allaha ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allaha karşı
takva sahibi olun ve Ona ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve Onun
yolunda cihad edin. Umulur ki; siz felâha erersiniz.
Sahâbe mürşidlerine tâbî
oldular mı? Kâinatın en büyük mürşidine, Peygamber Efendimiz (S.A.V)e
tâbî oldular. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ
yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men
nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihi), ve men evfâ bi mâ âhede
aleyhullâhe fe se yutîhi ecren azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki onlar, sana biat ettikleri zaman Allaha biat etmiş oldular.
Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği
için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allahın eli vardı.
Kim (derecesini nâkısa) düşürürse, muhakkak ki o, nefsi sebebiyle
(Allaha verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için) derecesini
nâkısa düşürmüştür. Kim de Allaha olan ahdini yerine getirirse (ruhunu,
vechini, nefsini ve iradesini Allaha teslim ederse), ona en büyük
mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine
erdirilecektir).
Peygamber Efendimiz (S.A.V)e
bütün sahâbe tâbî olmuşlardır. Bütün sahâbe ruhlarını Allaha
ulaştırmışlar mı? Hepsi ulaştırmışlar. Allahû Tealâ, sahâbenin ruhlarını
Allaha ulaştırdıklarını Zumer Suresinin 18. âyet-i kerîmesinde
kesinleştiriyor.
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu),
ulâikellezîne hed âhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar,
sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar,
Allahın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar
ulûlelbabtır (daimî zikrin sahipleri).
Hidayet insan ruhunun Allaha
ulaşmasıdır.
2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yehûdu ve len nasârâ hattâ tettebia
milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba'te
ehvâehum ba'dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve
lâ nasîr(nasîrin).
Sen
onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de
hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: Muhakkak ki Allaha
ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir. Sana gelen bunca ilimden sonra
eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allahtan sana ne bir dost
ve ne de bir yardımcı olmaz.
inne hudâllâhi huvel
hudâ: Muhakkak ki Allaha ulaşmak, işte o
hidayettir.
İnne:
Muhakkak ki
Hudâllâhi:
Allaha ulaşmak
Huve:
işte o
el hudâ:
hidayettir.
Bütün sahâbe hidayete
ermişlerdir. Ruhlarını Allaha ulaştırmışlar ve de Allaha teslim
etmişlerdir.
Ruhu Allaha ulaştırmak farz
mı? Farz. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi
tebtîlâ(tebtîlen).
Rabbinin (Allahın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek Ona (Allaha)
dön (ulaş, vasıl ol).
Allaha ulaşmak üzerimize farz
kılınmış ve gördük ki; bütün sahâbe Allaha ulaşmışlardır. Bundan sonra
sahâbe daha çok zikrediyor. Daha çok zikir, bir yerden sonra o kişiye
bir taht ihsanını ifade ediyor.
Kişinin ruhunun Allaha
ulaşmasından sonra ruhun Allahın Zatında yok olması, Allahın ruha
meab olması, o kişinin evvab olması gerçekleşir. Ruh Allahın Zatında
yok olur. Bu, ruhun meaba ulaşması, meabda yok olmasıdır. Burası ruhun
Allahta yok olduğu, ifnâ olduğu noktadır, fenâfillah makamıdır.
Fenâ:
yok olmak, fâni olmak
fi:
içinde,
Allah:
Allah.
Fenâfillah:
Allahın içinde yok olmak, fâni olmak. Burası 22. basamaktır.
Sonra o kişiye Allahû Tealâ
bir taht verir. Kişinin nefsinin kalbindeki nurlar %51den %61e
çıkmıştır. %61e ulaşınca Allahû Tealâ o kişiye Allahın katında bir
taht ihsan eder. Kişi böylece Allahın İndinde bâkî olur. O kişinin
ruhu, o tahtın üzerinde, Allahın İndinde baki olur. Allahû Tealâ şöyle
buyuruyor:
6/EN'AM-127: Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum
bimâ kânû yamelûn(yamelûne).
Rablerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır.
Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur.
Nefsin kalbindeki nurlar %71e
ulaştığı noktadaki makam, bekâ makamıdır. Allahın Zatında baki olma
makamıdır. Herkes bu makamlara kolayca erişebilir.
Bundan sonra konunun zorluğu
başlar. Bu makamdan daha yukarıya çıkabilmek için, kişinin mutlaka zahid
olması gerekir.
Negatif züht, Kurân-ı
Kerimde Yusuf Suresinin 20. âyet-i kerîmesinde ifade ediliyor. Allahû
Tealâ şöyle buyuruyor:
12/YUSUF-20: Ve şerevhu bi semenin bahsin derâhime
madûdeh(madûdetin), ve kânû fîhi minez zâhidîn(zâhidîne).
Ve onu
(Yusufu), az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı
zahidlerden idiler.
Yusufa değer vermiyorlar. Bu negatif zühddür. Ama zahid, pozitif zühtün
sahiplerine denir. Zahid demek, her gün 12 saatten daha fazla Allahı
zikreden kişi demektir.
Kurân-ı Kerimde 3 zikir de farz kılınmıştır. Ara sıra zikir farz mı?
Farz. Allahû Tealâ zikri Muzemmil Suresinin 8. âyet-i kerimesinde farz
kılmıştır:
73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi
tebtîlâ(tebtîlen).
Rabbinin (Allahın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek Ona (Allaha)
dön (ulaş, vasıl ol).
Allaha ulaşana kadar geçen
zikir, az zikirdir. Ara sıra yapılan zikirdir ve farzdır. Burada günün
yarısından az zikir yapılır.
Peki, günün yarısından fazla,
çok zikir farz mı? Evet, o da farz.
Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
33/AHZAB-41: Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).
Ey
âmenû olanlar! Allahı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.
Allahû Tealâ bu çok zikrin
sahiplerinin âmenû olanlar olduğunu yani sadece Allaha ulaşmayı
dileyenler olduğunu söylüyor. Allahû Tealâ: Allaha ulaşmayı
dileyenler, siz de artık Allahı çok zikirle zikretmek
mecburiyetindesiniz. diyor. Bu çok zikirle zikretmek, günün yarısından
daha fazla zikretmektir.
Kim her gün Allahı günün
yarısından daha fazla zikrederse, ancak o kişinin kalbindeki nurlar
%71i aşar. Kişinin zikrinin artışı ile paralel olarak, %81e kadar kişi
zühd makamında yürür.
Kişi daimî zikre ulaşmadan
evvel, nefsinin kalbinde %81 nur birikimi gerçekleştiğinde bu kişinin
fizik vücudu Allaha teslim olur. Kişi fizik vücudunu Allaha teslim
ettiği noktada o kişinin nefsinin kalbinde %81 nur vardır. Geri kalan
%19 karanlık olmasına rağmen, fizik vücut Allahın bütün emirlerini
mutlak olarak yerine getirir.
Fizik vücudun Allaha teslim
edilmesi farz mı? Farz olduğu kesin. Allahû Tealâ Yasin Suresinin 60 ve
61. âyet-i kerimelerinde şöyle buyuruyor:
36/YASİN-60: E lem ahad ileykum yâ benî âdeme en lâ tabudûş
şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey
Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım
mı? Muhakkak ki; o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.
36/YASİN-61: Ve enibudûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve
Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı
Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.
Âdemoğulları fizik vücutlarımızdır. Allahû Tealâ hepimizden bu konuda
ahd almıştır.
Bütün sahâbe fizik vücutlarını
Allaha teslim etmişlerdir. Allahû Tealânın Kurândaki işareti, Al-i
İmran Suresinin 20. âyet-i kerimesinde şöyle ifade edilmektedir:
3/AL-İ İMRAN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve
menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel
ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe
innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Eğer
seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: Ben ve bana tâbî
olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allaha teslim ettik. O kitap
verilenlere ve ÜMMÎlere de ki: Siz de (fizik vücudunuzu Allaha)
teslim ettiniz mi? Eğer teslim ettilerse o zaman (onlar) andolsun ki;
hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen (görev)
ancak tebliğdir. Allah kullarını BASÎRdir (görendir).
Sonra kişi daimî zikre ulaşır. Daimî zikre ulaşınca kişinin 4 tane temel
özelliği vardır:
1-
Kişi daimî
zikre ulaşmıştır.
2-
Daimî
zikre ulaştığı için nefsinde hiç afet kalmamıştır.
3-
Allahû Tealâ o kişinin kalp gözünü açar. Göstermek istediği her şeyi
kalp gözleri ile gösterir.
4-
Allahû Tealâ o kişinin kalp kulağını açar. Allah onunla konuştuğu zaman,
kişi Allahın bütün söylediklerini işitir.
Bu
4 tane temel şart, o kişinin 3 tane vasıf şartı kazanmasına sebebiyet
verir:
5-
O kişi ehli tezekkür olur. Allah ile her zaman her konuyu konuşmak,
tezekkür etmek imkânının sahibidir.
6-
O kişi ehli hayır olur. Daimî
zikirde olduğu için her an derecat kazanır. Her an hayır kazanır.
7-
O kişi ehli hikmet olur. Allahın âyetlerine baktığı zaman, o âyetlerin
hangi kademeye ait olduğunu bir bakışta görür. Aynı zamanda hâkim veya
hakem olduğu zaman mutlaka adaletle hükmeder. Çünkü Allahû Tealâdan
sorarak hüküm verir.
Allah ile olan ilişkilerinize dikkatle bakın. Bu makam ulûl'elbab
makamıdır. Daimî zikirdir. Nefsin teslimini içerir. İşte ihlâs makamı
bundan sonraki makamın adıdır.
Ulûlelbab makamında bütün insanlara 7 kat yerler gösterilir. Yerlerin
melekûtu 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7. kat cehennemlerdir. Aşağı doğru. -1, -2,
-3 diye gider. Yer katlarının aşağısına doğru 7 kat cehennem bu makamda
gösterilir. Ulûlelbab makamının bir özelliği daha vardır. Ulûlelbab
makamındaki kişiye ana dergâh da gösterilir. Devrin imamının dergâhıdır.
O dergâh, bizim dergâhımızdır.
Allahû Tealânın bu devrede devrin imamlığına tayin ettiği kişi; o,
biziz! Huzur namazının imamıyız. Allahû Tealânın huzurunda namaz
kıldıran bizim ruhumuzdur. Her gün bizden ayrılıp da ruhumuz bir yere
gitmiş değildir. Zaten ruhumuz Allaha ulaşmıştır. Ama Allahû Tealâ
Onun katında bir ruhumuzu orada, huzur namazının imamlığına vazifeli
kılmıştır. Ruhumuz hep oradadır. Bir ruhumuz oradadır, İndi İlâhidedir,
orada huzur namazını kıldırır. Bir başka ruhumuz ümmülkitabın
altındadır. Boşlukta duran ümmülkitabın altındaki ruh, oradaki
müderristir. O kürsünün başındaki kişi; o, biziz.
Bu
ulûl'elbab makamının sonrası ihlâs makamıdır. İhlâs farz mıdır? Evet
farzdır. Allahû Tealâ Beyyine Suresinin 5. âyet-i kerimesinde şöyle
buyuruyor:
98/BEYYİNE-5: Ve mâ umirû illâ li yabudûllâhe muhlisîne lehud dîne
hunefâe ve yukîmûs salâte ve yutûz zekâte ve zâlike dînul
kayyimeh(kayyimeti).
Onlar
emrolunmadılar. Sadece hanifler olarak, Allah için dînde halis
(nefslerini halis kılmış) kullar olmakla emrolundular. Ve namaz kılmakla
ve zekât vermekle emrolundular. İşte kayyum olan dîn budur.
Ve mâ umirû illâ li
yabudullâhe: Onlar emrolunmadılar.
İllâ:
Allaha kul olmakla emrolundular.
Muhlisîne:
muhlis kullar olmakla emrolundular.
lehud dîne:
Onun dîninde, Allahın dîni için halis kullar,
nefslerinin kalbini halis kılmış, muhlis kullar olmakla emrolundular.
Hunefâe:
hanifler olarak
İhlâs emrolunmuş, farz
kılınmıştır. Peki bütün sahâbe muhlisler oldular mı? Hepsi oldular.
Allahû Tealâ diyor ki:
2/BAKARA-139: Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve
lenâ â'mâlunâ ve lekum a'mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki:
"Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de
Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin
amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs sahibi (MUHLİS)
(kul)larız.
Muhlisler, öyle kişilerdir ki, Allahû Tealâ onlara 7 kat gökleri
gösterir. Devrin imamının dergâhı zemin kattadır ve zaten daha evvel
ulûl'elbab makamında görülür. Bu makamda:
1.
gök katında açıkta yapılan bir secde gösterilir.
2.
gök katında suvarılma havuzlarının bulunduğu kesim ile 7. kata kadar
çıkabilenlerin bulunduğu 2. kesim gösterilir.
3.
gök katında bir köşke benzeyen iki katlı dergâh.
4.
gök katında Beyt-ül Makdesin aslı,
5.
gök katında Beyt-ül Haramın aslı gösterilir.
6.
gök katında sıbgatullah
olma mahalli gösterilir. Buz kalıbına benzeyen o nurdan çıkan ışıkların
nasıl oradaki ruhların derilerini onun rengine boyadıkları ve derileri
nasıl çatlattığı ve sadece çatlamayan bir kişinin oradan ayrılıp daha
üst kata çıkabildiğinin görüntüsü gösterilir.
7.
Bu noktadan sonra o kişiye Allahû Tealâ 7. katın sırlarını
gösterecektir.
7.
gök katının:
1.
âlemi kader hücreleridir. Kader hücreleri altıgendir.
2.
âlem ümmülkitabtır. Orada da devrin imamı görev yapar.
3.
âlem Kudret Denizidir. İnsanların kudret denizine nasıl daldıkları
gösterilir.
4.
âlem Makam-ı Mahmuddur. Orada da her gün devrin imamı görevlidir.
5.
âlem Divan-ı Salihîndir. Divan-ı Salihînde olan olayları da Allahû
Tealâ o kişiye gösterir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) kafilenin sağ
kanadında yer alarak Divan-ı Salihîne ulaşıldığı andan itibaren,
Divan-ı Salihînin başkanlığı devrin gavsında iken, Peygamber Efendimiz
(S.A.V)e geçer. Kafilenin tekrar geri döndüğü noktaya kadar, hep orada
o gün Peygamber Efendimiz (S.A.V)in bir ruhu Divan-ı Salihîne
başkanlık eder.
6.
âlem, zikir hücreleridir. Ruhlar zikir hücrelerine gelir. Orada her biri
2 metreden daha yüksek, küresel bir sistemin içine girip orada günlük
zikirlerini yaparlar. Bunlar zikir hücreleridir. Muntazam sıralar
halindedir. Ruhların her biri otururlar ve zikirlerini yaparlar. Zikrini
tamamlayabilen bir kişi (her gün olmaz; belki birkaç günde, belki birkaç
haftada bir, bir kişi) ancak zikir tamamlanması emrini aldığı zaman; o
Sidretül Müntehaya ulaşır.
7.
âlem, Sidretül Müntehadır. (İndi İlâhinin en yüksek noktasındaki o
ağaç ) Oradan kişinin ruhu Allahın Zatına ulaşır.
İnsanlardan kim Sidretül Müntehayı görmüşse, o zaman o kişi ihlâs
makamını tamamlamıştır, salâh makamına geçer. Bunun işareti Tövbe-i
Nasuha davet dilmektir. İhlâs makamının sonu, Tövbe-i Nasuhtur. Salâh
makamının başı gene Tövbe-i Nasuhtur. Allahû Tealâ kişiye Nasuh Tövbesi
ile tövbe ettirir. Allahın söyledikleri tekrar edilerek Nasuh Tövbesi
tamamlanır.
Nasuh tamamlandıktan sonra, Allahû Tealâ o kişinin günahlarını örter. O
kişiye salâh nuru verir. O kişinin günahlarını sevaba çevirir. Bu 4
kademe, salâh makamının ilk 4 kademesini oluşturur:
1-
Tövbe-i Nasuh,
2-
Günahların örtülmesi,
3-
Salâh nurunun verilmesi,
4-
Kişinin günahlarının sevaba çevrilmesi.
Günahların sevaba çevrilmesi olayından sonra, o kişinin iradesi de
Allaha teslim olmak üzere hazır hale gelmiştir. İrade Allaha teslim
olur. Kişi salâh makamının 5. kademesindeki son noktaya ulaşır.
İhlâs makamı bundan evvelki son makamdır. Tabiatıyla İslâmdan kopan
kavramlardan en önemlilerinden biridir. İnsanlar bu söylediğim
şeylerden, uzaktan yakından haberdar değiller ve biz onlara dînlerini
öğretmeye çalışıyoruz.
Bir
gün kimliğimiz kesin şekilde insanlar tarafından anlaşılacak. O zaman
bugünün dîn adamları omuzlarındaki ağır vebali idrak edecekler.
Allahû Tealâya sonsuz hamd ve şükrederiz ki, İslâmdan kopan
kavramlardan ihlâs makamını, o makama nasıl ulaşıldığını, o makamda
neler olduğunu sizlerle beraber gözden geçirdik. |